29 Eylül 2015 Salı

40/MÜMİN-15 AYETİ KERİME VE AÇIKLAMASI

Sevgili Dostlarım ve Değerli Ziyaretçilerimizi.
Bugün sizlerle 40(MUMİN-15 ayeti kerimesini ve açıklamasını paylaşmıştım. Ancak gelen bir soru sizler konu ile ilgili bir başka ayeti kerimeyi vermek ihtiyacı duymama neden oldu.
Biliyorsunuz ki, KUR’AN-I KERİM’DE sadece Fatiha suresi bizlerin YÜCE ALLAH’A yakarışı, bir duasıdır. Bu duayı eğer namaz kılıyorsanız ve sadece 5 vakit namazı kılıyorsanız günde 40 kez de okuyorsunuz. Demek ki en az 40 kez aynı konuda dua ediyoruz. Şimdi Fatiha Suresinin 7 nci ayeti kerimesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
1/FÂTİHA-7: Sırâtallezîne en’amte aleyhim gayril magdûbi aleyhim ve lâd dâllîn(dâllîne).
O yol (SIRATI MUSTAKÎM) ki; üzerlerine nimet verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil.
BU ayeti kerimenin 1/1 mürşidimizin ağzından tefsiri şöyledir.
Allahû Tealâ, Sıratı Mustakîm'e ulaşan kişinin tarifini vermektedir. Kişi mürşidine ulaştığı zaman eğer Allah'a ulaşmayı diliyorsa yedi şahidin huzurunda bu görünür. Devrin imamının ruhu kişinin başının üzerine gelir, kişinin ruhu vücudunu terkedip Sıratı Mustakîm'e ulaşır. Sadece başının üzerinde ni'met bulunan yani devrin imamının ruhu başının üzerinde olan kişi Sıratı Mustakîm'in üzerindedir. Bu yolculuk, Allah'ın ihsanlarının ni'mete çevrildiği günün sahibine ait olan bir yolculuktur. 

Sıratı Mustakîm, Allah'ın gadap duyduğu kişilerin yolu değildir. 

Allahû Tealâ, Kendi davetine icabet ederek mü'min olanların duasına, davetine icabet ettiğini ve onları irşada kadar götüreceğini ifade etmektedir. 

Davete icabet edilmesi veya edilmemesi iki âyet-i kerimede çok açık anlatılmaktadır. 
13/RA'D-14: Lehu da’vetul hakk(hakkı), vellezîne yed’ûne min dûnihî lâ yestecîbûne lehum bi şey’in illâ kebâsitı keffeyhi ilel mâi li yebluga fâhu ve mâ huve bi bâligıh(bâligıhî), ve mâ duâul kâfirîne illâ fî dalâl(dalâlin).
Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır). O'ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir.
2/BAKARA-186: Ve izâ seeleke ıbâdî annî fe innî karîb(karîbun) ucîbu da’veted dâi izâ deâni, fel yestecîbû lî vel yu’minû bî leallehum yerşudûn(yerşudûne).
Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar).

Sahâbe mü'min olmuşlardı; Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî olmuşlardı ve irşada ulaşmışlardı: 
49/HUCURÂT-7: Va’lemû enne fîkum resûlallâh(resûlallâhi), lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrehe ileykumul kufre vel fusûka vel isyân(isyâne), ulâike humur râşidûn(râşidûne). 
Ve aranızda Allah'ın Resûl'ü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. 

İrşada ulaşmak Bakara-186'da mü'min olmakla başlar. Mü'min olan kişi Allah'a ulaşmayı dileyerek kalbine îmân girendir ve bu kişi Sıratı Mustakîm'in üzerindedir. Sıratı Mustakîm üzerinde olan kişi Allah'a ulaşmayı dileyip, mürşidine tâbî olduğu zaman ni'met sahibi olur. 

Allahû Tealâ gadap duydukları kâfirlerdir. 

Kâfir ise Allah'a ulaşmayı dilemeyen, kalbinde küfür kelimesi yazan ve Sıratı Mustakîm üzerinde bulunması imkânsız olan kişidir. Fatiha-7'nin sonunda "dalâlette olanların yolu değildir" buyurmaktadır. Kur'ân-ı Kerim'de aşağıdaki âyet-i kerimeler Allah'a ulaşmayı dilemeyenlerin dalâlette olduğunu ifade etmektedir: 
13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbih(rabbihi), kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O'na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”
Demek ki her gün bizleri başının üzerine nimet verdiklerinin yoluna ulaştır diye yalvarıyoruz. Peki YÜCE ALLAH KİMİN BAŞININ ÜZERİNE NİMET VERİR? HİÇ ARAŞTIRDINIZ MI?  Şayet araştırmamış iseniz bugünden tezi yok araştırmaya başlayın. Sonunda muhakkak ki siz karlı çıkacaksınız.
Şimdi bugün mealini ve tefsirini sizlerle paylaştığım 40/Mumin – 15 ayeti kerimesine gelelim.
40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı). 
DERECELERİ YÜKSELTEN VE ARŞIN SAHİBİ OLAN ALLAH, KULLARINDAN (KENDİSİNE ULAŞTIRMAYI) DİLEDİĞİ KİŞİNİN (ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEDİĞİ İÇİN ALLAH'IN DA KENDİSİNE ULAŞTIRMAYI DİLEDİĞİ KİŞİNİN) ÜZERİNE (BAŞININ ÜZERİNE) ALLAH'A ULAŞMA GÜNÜNÜN GELDİĞİNİ (O KİŞİNİN RUHUNA) İHTAR ETMEK İÇİN, EMRİNDEN (ALLAH'IN EMRİNİ TEBLİĞ EDECEK) BİR RUH (DEVRİN İMAMININ RUHUNU) ULAŞTIRIR.
Biz her gün bu noktaya gelmek için 40 kez dua ediyoruz ama neden ve neler söylediğimizi bilmiyoruz. İşte bir insanın YÜCE ALLAH’IN SIRATI MUSTAKİMİNE ULAŞABİLMESİ, YÜCE ALLAH’A DOĞRU RUHUNUN YOLCULUK YAPABİLMESİ İÇİN BAŞININ ÜZERİNE BİR NİMET OLARAK VERİLEN BU RUHA İHTİYACI SÖZ KONUSUDUR.
Muhakkak ki biliyorsunuz, RUHLAR YÜCE ALLAH KATINDANDIR. RUH İSE YÜCE ALLAH’IN SADECE İNSANLARA BAHŞETTİĞİ BİR EMANETTİR.
DUALARIMIZLA.ARO.İNŞ.


28 Eylül 2015 Pazartesi



FECR 27-28-29 VE 30 AYETİ KERİMELERİNİN KURAN AYETLERİ İLE TEFSİRİ.

Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,
Bugün sizlerle bana göre çok önemli olan ve içerisinde YÜCE ALLAH’IN her üç vücudumuza da hitabı bulunan bir ayetler dizisini vermek ve açıklamak ( tefsirini vermek istiyorum. Umarım çok faydalanacağınız bir tefsir olacaktır inş.
Resim olarak vermeme rağmen bu ayetleri bir kez de burada vermek istiyorum.
89/FECR-27: Yâ eyyetuhân nefsul mutmainnetu.
Ey mutmain olan nefs!
89/FECR-28: İrciî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten.
Rabbine dön (Allah’tan) razı olarak ve Allah’ın rızasını kazanmış olarak!
89/FECR-29: Fedhulî fî ibâdî.
(Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah’a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir.
89/FECR-30: Vedhulî cennetî.
Ve cennetime gir.

Ayetlerin kelime kelime meali ise zaten resim üzerinde var. O nedenle burada tekrarlamak istemedim.
Fecr 27 ayeti kerimesini okuduğumuzda, Yüce Allah mealen şunu söylüyor. “ EY MUTMAİL OLAN NEFS”
Bizleri takip eden ziyaretçilerimiz muhakkak biliyorlardır. Ancak bir kez daha tekrarlamak istiyorum. Nefsimiz tezkiye oluncaya kadar 7 nefs kademesi ilerleyecektir.  Öyle ise bu kademeleri tekrar hatırlayalım. Bildiğiniz gibi nefsin kalbine huşuya ulaşıncaya kadar ( Hadid 16 ) sadece % 2 oranında rahmet nuru girebilir. Bu nurların girişinden sonra Kişi mürşidini sormuş ve tabiiyetini gerçekleştirmiş ve ruhu vücudundan ayrılarak önce tabi olduğu mürşidin dergâhına daha sonra da ANADERGAHA ulaşmıştı. Kişi mürşidinden aldığı ödevlerini yaparken artık FAZİLET NURLARI ALMAYA BAŞLAYACAKTIR. BU NURLARA KISACA FAZL NURU DİYORUZ.
Kişinin nefsinin kalbinde birikecek olan FAZL NURLARI
0-7 ARASINDA İKEN KİŞİ NEFSİ EMMAREDİR KADEMESİNDEDİR.
8-14 ARASINDA İKEN KİŞİ NEFSİ LEVVAME KADEMESİNDEDİR.
15-21 ARASINDA İKEN KİŞİ NEFSİ MÜLHİME KADEMESİNDEDİR.
22-28 ARASINDA İKEN KİŞİ NEFSİ MUTMAİNNE KADEMESİNDEDİR.
29-35 ARASINDA İKEN KİŞİ NEFSİ RADİYE KADEMESİNDEDİR.
36-42 ARASINDA İKLEN KİŞİ NEFSİ MARDİYYE KADEMESİNDEDİR.
43-49 ARASINDA İKEN KİŞİ NEFSİ TEZKİYE KADEMESİNDEDİR.
Dolayısı ile TEZKİYE TAMAMLANDIĞINDA KİŞİNİN NEFSİNİN KALBİNDE % 2 RAHMET VE %49 FAZL NURLARI BİRİKMİŞ VE KİŞİNİN NEFSİ TEZKİYE OLMUŞTUR. İŞTE NEFS TEZKİYESİNİN BİTTİĞİ YERDE VUSLAT GERÇEKLEŞİR.  BUNDAN SONRA VELAYET MAKAMLARI BAŞLAR. Bu tefsirini vermeye çalıştığımız ayetler ile ilgili olmadığı için ayrıca verilmemiştir.
Fecr Suresinin 27 nci ayeti kerimesinde Yüce Allah nefse hitap ediyor ve diyor ki “ ey doyuma ulaşmış olan nefs” ( mutmaine= doyuma ulaşmak )
Fecr 28 de “ IRCIİ İLÂ RABBIKİ “  meali RABBİNE RUCU ET, RABBİNE GERİ DÖN diye kesin emir veriyor. Bu emir, nefse değil ruha yapılmıştır. Çünkü Rabbine dönme imkânının sahibi olan, insanda emanet olarak bulunan YÜCE ALLAH’IN bizler dünyaya gelirken üfürdüğü RUHUMUZDUR. Bu fiziki bir teslimdir. Diğer teslimler ise ancak %100 fizik bedenin, daha sonra nefsin ve daha sonrada iradenin YÜCE ALLAH’A TESLİMLERİ gerçekleşir. Ancak bunlar en güzele ulaşma şekli ile AHSEN OLARAK GERÇEKLEŞİR.   İşte bu hitap RABBİNE GERİ DÖNEREK RABBİNDE İFNA OLACAK RUHA YÖNELİKTİR. Çünkü nefs ölüm halinde dahi YÜCE ALLAH’A DÖNMEZ VE KIYAMET GÜNÜNE KADAR YAŞAYACAĞI berzah âleminde yaşamasına devam eder. İŞTE RABB’İNE GERİ DÖNEN, DÖNEBİLECEK OLAN SADECE RUH EMANETİDİR. RUHUN GERİ DÖNÜŞÜNÜN HİDAYET OLDUĞU İSE BAKARA 120 VE ALİ İMRAN 73 AYETLERİNDE AÇIKLANMIŞTIR.
Ancak, ayeti kerimenin devamı olan “(Allah'tan) razı olarak ve Allah'ın rızasını kazanmış olarak!” ifadesi bize iki nefs kademesini vermektedir. Ancak bu ifade aynı zamanda karşılıklı olarak rıza müessesini de göstermektedir. YÜCE ALLAH BİZDEN RAZI OLACAK VE BİZ DE YÜCE ALLAH’TAN RAZI OLACAĞIZ. Bileceğiz ki Yüce Allah’ın bizlere vererek ihsanda bulundukları liyakatimize göre optimum seviyededir.
Fecr Suresi 29 uncu ayeti kerimesinde ise bize “ o zaman kullarımın arasına gir”
Fecr 30 da ise “ ve cennetime gir” denilmektedir.
Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz, işte burada bir VUSLAT OLAYI SÖZ KONUSUDUR.  Ruhun Yüce Allah’a geri dönüşü vardır. Yukarıda da izah etmiştik, Yüce Allah'a geri dönebilecek olan insanda tek emanet vardır, o da ruhudur. Ancak, ruhun Yüce Allah'a

dönebilmesi, ne nefsimizin mutmain olmasına, nede Yüce Allah’tan razı olmasına bağlıdır. YÜCE ALLAH’IN RIZASINI KAZANMASINI GEREKLİ KILAR. İŞTE BU “ KULLARIMIN ARASINA GİR VE CENNETİME GİR” DENİLDİĞİ NOKTA, YÜCE ALLAH’IN RIZASININ KAZANILDIĞI, NEFSİN TEZKİYE İŞLEMİNİN BİTTİĞİNİ VE YENİ BİR CENNETİN İNSAN TARAFINDAN HAK EDİLDİĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR. BU HAK EDİLEN CENNET 3 ÜNCÜ KAT CENNETTİR.
Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz, her şeyin başladığı nokta, kişinin MÜZEMMİL 8 AYETİ KERİMESİNDEKİ “ ULAŞ “ VEYA AZ ÖNCE VERDİĞİMİZ FECR SURESİ 28 NCİ AYETİ KERİMESEDİ “ DÖN “  VEYA RAD SURESİ 14 NCÜ AYETİ KERİMEDEKİ “Hakkın daveti O'nadır (Kendisinedir, Allah'adır).” YÜCE ALLAH’IN DAVETİNE İCABET ETME TALEBİNİN KALİBİ BİR DİLEK İLE YÜCE ALLAH’A BİLDİRİLMESİ İLE BAŞLAR. BU İSTEĞİ DAHA BAŞKA AYETLERDE VERİLEN ÖRNEK OLSUN DİYE YAZIYORUM “ ALİ İMRANM 103 DE BAHSEDİLEN “ ALLAH’IN İPİNE SIMSIKI SARILIN” İFADESİNİ OKUDUĞUMUZDA KALBEN YARABBİ BEN DE SENİN İPİNE SIMSIKI SARILMAK İSTİYORUM. ANCAK BU İPE NASIL ULAŞILIR BİLMİYORUM. BANA BU KONUDA YARDIM ET “ DEMİLMESİ DE YÜCE ALLAH’A ULAŞMA VEYA DÖN’ME TALEBİNİ İFADE EDECEKTİR.
Yüce Allah’a ulaşmayı dilemek, tek başına bir bütünü ifade eder. Kalbi bir dilek olması kaydı ile kişinin ruhunun YÜCE ALLAH’A ulaşacağının garantisidir.  Veli kelimesinin anlamı DOST, evliya kelimesi ise DOSRTLAR demektir. Oysa dilimizde evliya kelimesi, veli kelimesi ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Evliyâullâh, Allah’ın dostları demektir. Bu bilgiyi de sizlerle paylaşmak istedim.
İşte Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz, YÜCE ALLAH’A DAVETİNİ DUYAN VE İŞİTEN VE DE BU SEBEPLE İDRAK EDEN KİŞİ, BİR BAŞLANGIÇ YAPMAK ZORUNDADIR. BU İSE SADECE BİR TEK DİLEKTİR. KİŞİ BÖYLE BİR DİLEĞİN SAHİBİ OLDUĞU VE BUNU KALBİ OLARAK GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ANDAN YÜCE ALLAH’IN BİR GARANTİSİ İLE KARŞI KARŞIYA GELECEKTİR. Çünkü Yüce Allah buyuruyor ki,  “Kim Bana ulaşmayı dilerse Ben onu Kendime ulaştırırım.” Yüce Allah insanların % 90-95 ini seçer. Bu insanlara bir şekli ile de Yüce Allah’ın daveti ulaştırılır. Bire bir anlatıldığı gibi, radyo, tv, bilgisayar ve diğer iletişim araçları ile insanlara ulaştırılır. İşte YÜCE ALLAH’IN davetine muhatap olan bu insanlardan kimler YÜCE ALLAH’A MÜLAKİ OLMAYI, ULAŞMAYI DON’MEYİ DİLER İSE İŞTE YÜCE ALLAH BU KİŞİLERİ KENDİSİNE ULAŞTIRIR. BUNUN GARANTİSİNİ AŞAĞIDAKİ AYETİ KERİME İLE VERMİŞTİR.
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrakû fîhi, KEBURE ALÂL MUŞRİKÎNE MÂ TED’ÛHUM İLEYHİ, ALLÂHU YECTEBÎ İLEYHİ MEN YEŞÂU VE YEHDÎ İLEYHİ MEN YUNÎB(YUNÎBU).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh’a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm’e, Hz. Musa’ya ve Hz. İsa’ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. SENİN ONLARI, KENDİSİNE ÇAĞIRDIĞIN ŞEY (ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEME) MÜŞRİKLERE ZOR GELDİ. ALLAH, DİLEDİĞİNİ KENDİSİNE SEÇER VE O’NA YÖNELENİ, KENDİSİNE ULAŞTIRIR (RUHUNU HAYATTA İKEN KENDİSİNE ULAŞTIRIR).
AYNI GARANTİ RAD SURESİ 27 NCİ AYETİ KERİMEDE DE VERİLMEKTEDİR.

13/RA'D-27: Ve yekûlullezîne keferû lev lâ unzile aleyhi âyetun min rabbihi, kul innallâhe yudillu men yeşâu ve yehdî ileyhi men enâb(enâbe).
Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O’na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).”

Burada dikkat edilmesi gereken husus bana göre şudur. Yüce Allah burada bu insanlara davet ulaştırılmaz demiyor. Az önce bütün insanların %90-95 ine seçtiğini ve davetin  ulaştırıldığını ifade etmiştik.  Seçilmeyen insanlar ise YÜCE ALLAH’IN DAVETİNİ, AYETLERİNİ YALANLAYANLAR VE YÜCE ALLAH’IN HİDAYETİNİ KESENLERDİR.
İŞTE BU SEÇTİĞİ KİŞİLERDEN YÜCE ALLAH’A YÖNELMEYEN, ULAŞMAYI, DÖN’MEYİ DİLEMEYENLERİ DİLEMEYENLERİ KENDİ HALİNE BIRAKIR. ONLAR İLE MEŞGUL OLMAZ. ANCAK, BU İNSANLARDAN KİMLER YÜCE ALLAH’A ULAŞMAYI DİLER İSE ALLAH O KİŞİ VEYA KİŞİLERİ KENDİSİNE ULAŞTIRIR DENİLMEKTEDİR.
Burada “dalalet” kelimesinin de ne anlama geldiğini vermek gerekir. Dalâlette olanlar, Allah’a ulaşmayı dilemedikleri sürece kendi hallerine bırakılırlar ama dilerlerse onlar ruhlarını Allah’a ulaştırmazlar, Allah onların ruhlarını Kendisine ulaştırır.”
İşte insanın Yüce Allah’a ulaşma dileğini kalbi olarak yerine getirdiğinde Enfal suresi 29 ncu ayeti kerimesi gereğince o andan önceki bütün günahları örtülür.
8/ENFÂL-29: Yâ eyyuhellezîne âmenû in tettekullâhe yec’al lekum furkânen ve yukeffir ankum seyyiâtikum ve yagfir lekum, vallâhu zul fadlil azîm(azîmi).
Ey âmenû olanlar! Allah'a karşı takva sahibi olursanız sizi Furkan (hak ve batılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve SİZDEN (SİZİN) GÜNAHLARINIZI ÖRTER ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir.
İşte kişi günahlarının örtüldüğü bu anda CENNET EHLİ OLACAKTIR. BÖYLE BİR DİLETEN SONRA KİŞİ ÖLECEK OLSA GİDECEĞİ YER 1 NCİ KAT CENNETTİR. İSMİ İSE “ CENNETİN ALİYE”  BU HUSUS
(88/GÂŞİYE 8-9-10 ayetlerinde açıklanmıştır.)
İşte kişi böyle bir dilek sahibi olduktan sonra huşu sahibi olduğunda yeni bir hakkın sahibi olacaktır. İSTİANE DENİLEN ÖZEL BİR YARDIMI İSTEME HAKKI. Hatırlayın hergün namaz kıldığımızda okuduğumuz ( en az 40 kez ) FATİHA SURESİNDE
1/FÂTİHA-5: İyyâke na’budu ve iyyâke nestaîn(nestaînu).
(Allah'ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz.
Demekteyiz. Bu istemenin sabır ve namazla yapılması gerektiği ise bize 2/Bakara 45 ayeti kerimesinde söylenmektedir. Bu namaz günlük kıldığımız namaz değildir. Yüce Allah’tan bir bilginin alınmasına yönelik kılınabilen 2 namaz türü vardır. Bunlar, Hacet Namazı ve İstiare namazlarıdır.
İşte Yüce Allah’tan HACET NAMAZI İLE ÖZEL YARDIM TALEBİNDE BULUNAN KİŞİ ( mürşidini ) BU TALEP KALBİ İSE MUTLAKA CEVABINI ALACAKTIR. ANCAK BU TALEBİNİ SABIRLA DEVAM ETTİRMEK DURUMUNDADIR DA. Çünkü bahsettiğimiz ayeti kerime,
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(Allah'tan) sabırla ve namazla istiane (özel yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşu sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir
Şayet görmedi iseniz şunu bilmelisiniz, HUŞU SAHİBİ OLDUNUZ MU? HACET NAMAZI KILMAK VE ISRAR ETMEK SİZE ZOR GELMEYE BAŞLAMIŞ İSE SİZ HUŞUYA ULAŞMADINIZ DEMEKTİR. ÇÜNKÜ YÜCE ALLAH HUŞU’YA ULAŞANLAR İÇİN ZOR GELMEYECEĞİNİ SÖYLÜYOR.
İŞTE KİŞİ MÜRŞİDİNE ULAŞTI VE TEVBE ALDI İSE, KİŞİ SIRATI MUSTAKİM’IN 1 NCİSİNİ TAMAMLAMIŞ VE 2 NCI SIRATI MUSTAKİM’E BAŞLAMIŞ OLACAKTIR. BU MUSTAKİM,  DAHA ÖNCE DE BELİRTTİĞİMİZ ŞU ÖZELLİKLERE SAHİP OLACAKTIR. VERECEĞİM BU ÖZELLİKLER BİRBİRİ ARDINA GERÇEKLEŞECEK KİŞİ 2 NCİ MUSTAKİMİ DE TAMAMLAMIŞ OLACAKTIR.
1- KİŞİ HANGİ MÜRŞİDE TABİ OLURSA OLSUN, BAŞININ ÜZERİNE BİR NİMET OLARAK O DEVRİN İMAMININ RUHU BAŞININ ÜZERİNE GELECEKTİR. (ALİ İMRAN 164 VE ŞUARA – 215 GEREĞİ)
2- Kişinin ruhu vücudundan ayrılır ve ruhun YÜCE ALLAH’A ULAŞMASINI SAĞLAYAN SIRATI MUSTAKİME ULAŞIR. (MÜMİN 15 )
3- KİŞİNİN KALBİNE İMAN YAZILIR. ( YÜCE ALLAH’TAN GELEN NURLAR BU İMAN KESİMESİNNE YAPIŞARAK KALBİ AYDINLATACAKTIR. MÜCADELE 22)
4- BU ZAMANA KADAR BÜTÜN İNSANLAR İÇİN GEÇERLİ OLAN DERECAT SİSTEMİ 1 E 10 İKEN ARTIK TEVBE ALAN BU KİŞİ İÇİN DERECAAT SİSTEMİ DEĞİŞECEK VE ŞEFAAT VE MAĞFİRET OLAYI BURADA GERÇEKLEŞECEKTR. (FURKAN 70, NİSA 64, MÜMİN 7, BAKARA 261 AYETLERİ GEREĞİ OLARAK)
5- KİŞİNİN NEFSİ TEZKİYE OLMAYA BAŞLAR  ( YUSUF 53 VE NUR 21 AYETLERİ GEREĞİ OARAK )
6- FİZİK BEDEN YÜCE ALLAH’A KUL OLMAYA BAŞLAR ( NAHL 36 9
7- KİŞİNİN İRADESİ GÜÇLENMEYE BAŞLAR YUSUF 53 )
İŞTE NEFSİN TEZKİYE OLMAYA BAŞLAMASI VE BU YOLDAKİ İLERLEMESİNE PARALEL OLARAK İNSANIN RUHU DA HER NEFS KADEMESİNDE BİR GÖK KATI YÜKSELECEKTİR. NEFSİN KALBİ % 51 SEVİYESİNE GELDİĞİNDE İSE KİŞİNİN DERECAAT SİSTEMİ DE BU GELİŞMELERE PARALEL OLARAK 1 E 100 DEN 1 E 700 KATINA YÜKSELECEKTİR.
KİŞİNİN TÖVBE ALMASI KİŞİYE YENİ BİR CENNETİN KAPISINI AÇACAKTIR.  BU CENNETİN ADI FİRDEVS CENNETİDİR. BU HUSUS İSE AŞAĞIDAKİ AYETİ KERİMEDE AÇIKLANMIŞTIR.
18/KEHF-107: İnnellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti kânet lehum cennâtul firdevsi nuzulâ(nuzulen).
Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar; onların ikramı, firdevs cennetleridir.

RUHUN YÜCE ALLAH’A ULAŞTIĞI NOKTADA DERECAAT SİSTEMİNDEKİ ARTIŞ TAMAMLANMIŞ OLACAK VE KİŞİ HER BİR DERECELİK AMELİNİN KARŞILIĞINI 700 KAT OLARAK ALACAKTIR.
İŞTE KİŞİNİN RUHUNUN YÜCE ALLAH’A ULAŞTIĞI VE YÜCE ALLAH’IN ZATINDA YOK OLDUĞU ( İFNA OLDUĞU ) NOKTADA İSE KİŞİ 3 NCÜ KAT CENNETİN DE VARİSLERİ ARASINA DÂHİL OLACAKTIR. BU CENNET İLE İLGİLİ AYETİ KERİME İSE AŞAĞIDADIR.
25/FURKÂN-15: Kul e zâlike hayrun em cennetul huldilletî vuidel muttekûn(muttekûne), kânet lehum cezâen ve masîrâ(masîren).
De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa muttakilere (takva sahiplerine) vaadedilen, onlar için bir ceza (mükâfat) ve dönüş yeri olan “Cenneti Huld”mu (ebedî cennet mi)?

SEVGİLİ DOSTLAR VE DEĞERLİ ZİYARETÇİLERİMİZ, İŞTE FECR 28 AYETİ KERİMESİNDE SÖYLENİLEN “ DÖN “ EMRİNİN TAMAMLANDIĞI YER BURASIDIR.
BURADA SÖZ KONUSU OLAN TEKRAR SÖYLEYELİM Kİ FİZİKİ BİE TESLİMDİR. BUNDAN SONRA ÜZERİMİZE FARZ KILINAN HİÇBİR TESLİM FİZİKİ TESLİM DEĞİLDİR. BU TESLİMLER AHSEN KILINARAK ( EN GÜZELE ULAŞARAK ) GERÇEKLEŞİR.
İŞİTE BU SEVİYEYE KADAR HERKES İÇİN YÜCE ALLAH’IN BİR GARANTİSİ SÖZ KONUSUDUR. BU GARANTİLER  ( ŞURA 13 VE RAD 27 AYETLERİ GEREĞİ ) BUNDAN SONRA İNSAN YENİ BİR DENGENİN OLUŞTUĞU NOKTAYA GELMİŞ OLACAK VE KİŞİ ARTIK YÜCE ALLAH’IN KORUMASI ALTINDA OLMAYACAKTIR. BAŞIMIZIN ÜZERİNDE YER ALAN DEVRİN İMAMININ RUHU İSE BİZLERİ BÜYÜ VE HÜDDAMA KARŞI DA KORUMAYACAKTIR. YANİ KISACASI ÜZERİMİZDE KORUMA KALKANI KALKACAK VE O ZAMANA KADAR SİZE TESİR EDEMEYEN İBLİSİN SALDIRILARINA DA AÇIK HALE GELECEKSİNİZ. KENDİNİZİ KORUMANIZ O GÜNE KADAR YAPTIĞINIZ ÖDEVLERİNİZİ AKSATMADAN YAPMANIZA BAĞLIDIR.
ANCAK GÖREVLERİNİZİ YERİNE GETİRMEMENİZ İSE NEFSİNİZİN KALBİNE YERLEŞEN NURLARIN AZAR AZAR NEFSİNİZİN KALBİNDEN AYRILMASINA NEDEN OLACAKTIR Kİ, BU ADIM ADIM FISKA DOĞRU İLERLEMEYE NEDEN OLABİLİR. İŞTE O NEDENLE, YÜCE ALLAH YOLUNDA İLERLEMEK İSTİYORSANIZ ZİKRİNİZİ ARTTIRMAK ZORUNDASINIZ. HER İLERLEME SİZİ VELAYET MAKAMLARINDA YENİ BİR MAKAMIN SAHİBİ KILACAKTIR.
ZİKRİNİZİN GİDEREK AZALMASI İSE İNSANI BAŞLADIĞI NOKTAYA TAŞIR Kİ BUNUN ADI FISKTIR.  İŞTE BÖYLE BİR KONUMA DÜŞEN KİŞİ TEKRAR TÖVBE ALABİLİR VE TEKRAR YÜKSELEBİLİR. ANCAK TEKRAR GERİ DÖNECEK OLUR İSE ARTIK TÖVBE ALMA İMKÂNI OLMAZ.
DEĞERLİ DOSTLAR, GENE GEVEZELİĞİM SEBEBİ İLE ÇOK UZUN OLDU. ANCAK ÇOK KISA BİLGİLERİN BERABERİNDE SORULARA SEBEP OLDUĞUNU VE BÜTÜN OLABİLECEK SORULARIN YANITINI VERMEMİŞ İSEM, EKSİK KALMAKTAN DOLAYI GÖREVİMİ EKSİK YAPMAKTAN DOLAYI ÜZÜLMEME VESİLE OLACAKTIR.
BENİ LÜFTEN AF EDİN. UMARIM SİZLERE VERDİĞİM BİLGİLER FAYDALI OLACAKTIR.
RAHMAN VE RAHİM OLAN YÜCE RABBİMİN SÖZLERİ KORUMASINI VE MUHAFAZA EYLEMESİNİ DİLİYORUM.
ARO İNŞ.


Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,
Yüce Allah emrediyor, “ takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun” işte 2 farz emir.
1-      TAKVA SAHİBİ OLUN FARZ,
2-      SADILARLA BERABER OLUN, BİR BAŞKA FARZ EMİR.
Peki, sadıklar kimlerdir? O zaman bu sorunun cevabını öğrenmek de hakkımız. Bu sadıkların açılandığı ayet hangisidir? İşte cevabı,
4/NİSÂ-69: Ve men yutiıllâhe ver resûle fe ulâike meallezîne en’amellâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâi ves sâlihîn(sâlihîne), ve hasune ulâike refîkâ(refîkan).
Ve kim, Allah'a ve Resûl'e itaat ederse, o takdirde işte onlar, Allah'ın kendilerine ni'met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır.
Sadıklar, Yüce Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, Sıddıklar, şehitler ve Salihler SADIKLARI OLUŞTURMAKTADIR. SADIKLAR YEMİNLERİNE SADIK OLARAK İSLAM DİNİN EKSİKSİZ YAŞAYAN, TESLİMLERİ GERÇEKLEŞTİRENLER İLE YÜCE ALLAH’IN EMİRLERİNİ YERİNE GETİRİRKEN HAYATLARINI KAYBEDEN ŞEHİTLERDİR.
BURADA SALAH MAKAMININ 5 NCİ KADEMESİ SÖZ KONUDUR. SALAH MAKAMININ 5 NCİ KADEMESİ NORMAL STANDARTAKİ İNSANLARIN ULAŞACAKLARI SON YERDİR. KİŞİ BU AŞAMADA İRŞADA MENUR VE MEZUN EDİLMİŞ VE MÜRŞİD OLMUŞTUR.  NORMAL STANDARTTAN SONRASI SÖZ KONUSUDUR. ANCAK BUNLAR KAVİM RESULLERİ VE KAVİM RESULLERİ ARASINDAN SEÇİLEN HER ZAMAN PARÇALINDA BİR TEK KİŞİNİN ASALETEN, ASALETEN YÜRÜTEN MEVCUT DEĞİL İSE ( PEYGAMBERLERİN OLMADIĞI, NEBİLERİN OLMADIĞI DÖNEMLERDE ) VEKİL İMAMLARIN DERUHTE ETTİKLERİ İMAMLARIN OLDUĞU YER SÖZ KONUSUDUR.
BURADA SADIKLARLA BERABER OLMAK SÖZ KONUSU OLMASI HASABİ İLE BU İNSANLARIN HAKKA TUKÂTİHİ TAKVANIN SAHİBİ OLDUKLARI DA AÇIKTIR.
Sevgili Dostlar, Kur’an-ı Kerim’de açıklanmayan, eksik olan hiçbir şey söz konusu değildir. Eksik olan meallendirenlerin örnek olsun diye söylüyorum. Yüce Allah,
 73/MUZZEMMİL-8: Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ(tebtîlen).
Ve Rabbinin İsmini zikret ve her şeyden kesilerek O'na ulaş.
Ayeti kerimesinde üzerimize farz kıldığı “zikret” ve “ ulaş “ emirlerini, meal verirken
“Rabbinin adını an ve bütün benliğinle O’na yönel.” Şekli ile verilmesi gibi, bekli aslından uzaklaşmayan ama aslını da ifade etmeyen bir anlatım ile anlatılmasından insanlar doğru neticelere ulaşamamaktadır.
Öyle ise insanlara düşen şey şudur. Kendi dilinde Kur’an-ı Kerimi okuyan, tilavet eden ( açıklayan, yorumlayan ) nefslerini tezkiye eden ve tasfiye eden, hikmeti öğretmekle yetkili kılınan insan veya insanları taharri etmeleri, aramalarıdır.
Bütün insanlık aleminin dinimizi eksiksiz yaşayacak hüviyetin sahibi olmaları dua ve dileklerimizle,
Aro.inş.







27 Eylül 2015 Pazar

Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,
Bugün sizlere çok önemli bir konuyu açıklamak istiyorum. Tabii Kur’an ayetleri ve Sevgili Mürşidimizin anlatımlarından esinlenerek.
Kur’an-ı Kerim incelendiğinde, Nebilerin kendilerine kitap verilen ve Yüce Allah’ın ezelde seçtiği insanlar olduklarını görüyoruz. Nebiler ( Peygamberler) aynı zamanda yaşadıkları kavimlerin kavim resulleridir.
Hak ile batılı birbirinden ayıran yegane FURKAN, KUR’AN’DIR. Kur’an’a göre şeriat kitapları PEYGAMBERLERE ( NEBİLERE ) VERİLİR. RESULLERİN BİR KESİMİNE İSE ŞERİAT HÜKÜMLERİ İÇERMEYEN SOHBET KİTAPLARI VERİLMİŞTİR.
Sevgili Dostlar, günümüzde din, Kur’an’dan değil, insanların açıklamak için kitaplardan öğrenilmektedir. KUR’AN’I KERİM HÜKÜMLERİNE GÖRE NEBİLER KENDİLERİNE KİTAP VERİLEN PEYGAMBERLER OLMASINA RAĞMEN BU KUR’AN HAKİKATİ ZAMAN İÇERSİNDE DEĞİŞMİŞ VE “ NEBİLER KENDİLERİNE KİTAP VERİLMEYEN PEYGAMBERLERDİR ŞEKLİNDE DEĞİŞTİRİRLMİŞTİR.
İŞTE BU ZAN KUR’AN HÜKÜMLERİNE KESİN OLARAK AYKIRIDIR.
Şimdi bu hususu Kur’an ayetleri ile incelemek istiyorum.
1- Resullere değil, NEBİLERE kitap verildiğine dair ayeti kerime, 
 3/ÂLİ İMRÂN-81: Ve iz ehazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbin ve hikmetin summe câekum resûlun musaddikun limâ meakum le tu’minunne bihî ve le tensurunneh(tensurunnehu), kâle e akrartum ve ehaztum alâ zâlikum ısrî, kâlû akrarnâ, kâle feşhedû ve ene meakum mineş şâhidîn(şâhidîne). 
Ve Allah, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah'ın  size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka îmân edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da): "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahû Teâlâ): "Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim." buyurdu.
1-1- Allah, bir nebi olan Hz. Musa’ya kitap verdiğini açıklıkla ifade etmektedir.
2/BAKARA-87: Ve lekad âteynâ mûsâl kitâbe ve kaffeynâ min ba’dihî bir rusuli ve âteynâ îsâbne meryemel beyyinâti ve eyyednâhu bi rûhil kudus(kudusi), e fe kullemâ câekum resûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumustekbertum, fe ferîkan kezzebtum ve ferîkan taktulûn(taktulûne).
Andolsun ki, Biz, Musa'ya kitap verdik ve ondan sonra ardarda resûller gönderdik. Ve Meryem'in oğlu İsa'ya beyyineler (açık deliller) verdik ve onu Ruh'ûl Kudüs ile destekledik. Öyle ki, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen resûle karşı, her defasında kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürüyorsunuz.
1-2- Yüce Allah, Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, Hz. İbrahim’e, Hz. İsmail’e, Hz. İsak’a, Hz. Yakup’a, Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya kitap verdiğini ve onların hepsinin nebi olduğunu söylüyor.
3/ÂLİ İMRÂN-84: Kul âmennâ billâhi ve mâ unzile aleynâ ve mâ unzile alâ ibrâhîme ve ismâîle ve ishâka ve ya’kûbe vel esbâtı ve mâ ûtiye mûsâ ve îsâ ven nebiyyûne min rabbihim, lâ nuferriku beyne ehadin minhum, ve nahnu lehu muslimûn(muslimûne). 
"Allah'a ve bize indirilene ve İbrâhîm (A.S)'a, İsmâil (A.S)'a, İshâk (A.S)'a, Yâkub (A.S)'a ve Yâkub oğulları'na indirilenlere, Hz. Mûsâ'ya ve Hz. Îsâ'ya ve nebilere Rab'leri tarafından verilenlere îmân ettik. Onların arasından birini (diğerlerinden) ayırdetmeyiz. Ve biz O'na (Allah'a) teslim olanlarız." de.
1-3- Hz. İsa’nın kitap verilen bir nebi olduğu aşağıdaki ayeti kerimede açıklanıyor.
19/MERYEM-30: Kâle innî abdullâh(abdullâhi), âtâniyel kitâbe ve cealenî nebiyyâ(nebiyyen). 
(Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah'ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.”
1-4- Kur’an-ı Kerim son şeriat kitabıdır. Hz. Muhammed (S.A.V.)’e indirilmiştir. Sevgili Peygamberimizin NEBİLERİN HATEMİ ( SONUNCUSU OLDUĞU ) KESİNDİR.
33/AHZÂB-40: Mâ kâne muhammedun ebâ ehadin min ricâlikum, ve lâkin resûlallâhi ve hâtemen nebiyyin(nebiyyine), ve kânallâhu bi kulli şey’in alîmâ(alîmen).
Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah'ın Resûl'ü ve Nebîler'in (Peygamberler'in) Hatemi'dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir.
2- YÜCE ALLAH ŞERİAT KİTAPLARINI, NEBİLERİNE HAK OLARAK O KİTAPLAR İLE HÜKMETMELERİ İÇİN İNDRİMİŞTİR.
2-1- Aşağıdaki ayeti kerime ŞERİAT KİTAPLARINI NEBİLERİNE HAK OLARAK İNDİRDİĞİNİ, BU KİTAPLARLA HÜKMEDİLMESİ GEREKTİĞİNİ AÇIKLIYOR.
4/NİSÂ-105: İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı li tahkume beynen nâsi bimâ erâkallâh(erâkallâhu), ve lâ tekun lil hâinîne hasîmâ(hasîmen). 
Muhakkak ki insanlar arasında Allah'ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab'ı hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma.
2-2- YÜCE ALLAH NEBİLERİ BEAS ETTİĞİNİ VE HAK İLE HÜKÜM VERMELERİ İÇİN NEBİLERİNE KİTAP İNDİRDİĞİNİ SÖYLÜYOR.
2/BAKARA-213: Kânen nâsu ummeten vâhıdeten fe beasallâhun nebiyyîne mubeşşirîne ve munzirîne, ve enzele meahumul kitâbe bil hakkı li yahkume beynen nâsi fî mâhtelefû fîh(fîhi), ve mâhtelefe fîhi illellezîne ûtûhu min ba’di mâ câethumul beyyinâtu bagyen beynehum, fe hedâllâhullezîne âmenû li mâhtelefû fîhi minel hakkı bi iznih(iznihî), vallâhu yehdî men yeşâu ilâ sırâtın mustakîm(mustakîmin).
İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (gönderdi). Ve onlarla birlikte, insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşenler, kendilerine (kitap) verilenlerden başkası değildir . Bu sebeple âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) o kimselerin, haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Ve Allah, dilediği kimseyi Sıratı Mustakîm'e ulaştırır.
2-3- YÜCE ALLAH, NEBİSİ OLAN HZ. MUSA’YA YAHUDİLERE HÜKMETMESİ İÇİN TEVRATI İNDİRDİĞİNİ SÖYLÜYOR.
5/MÂİDE-44: İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ huden ve nûr(nûrun), yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi ve kânû aleyhi şuhedâe, fe lâ tahşevûn nâse vahşevni ve lâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlâ(kalîlen) ve men lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâike humul kâfirûn(kâfirûne).
Muhakkak ki Tevrat'ı Biz indirdik, onda hidayet ve nur vardır. Kendileri (Hakk'a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbanîler (kendilerini Rabb'lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allah'ın Kitab'ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahitler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben'den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir.
2-4- KİTAP, HÜKÜM VE NEBİLİĞİN BERABERCE VERİLDİĞİ İSE AŞAĞIDAKİ AYETİ KERİMEDE AÇIKLANIYOR.
3/ÂLİ İMRÂN-79: Mâ kâne li beşerin en yu’tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yekûle lin nâsi kûnû ıbâden lî min dûnillâhi ve lâkin kûnû rabbâniyyîne bi mâ kuntum tuallimûnel kitâbe ve bimâ kuntum tedrusûn(tedrusûne). 
Bir insan için, Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; "Allah'tan başka bana kul olun" demesi olamaz (mümkün değildir). Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: "Rabbâni (kendini Rabb'e adamış) kullar olunuz" der.
Sevgili Dostlar, Kur’an-ı Kerimde bu konuda daha birçok ayeti kerime söz konusudur. Ancak konuyu uzatmamak adına ayetleri burada bitirerek konuyu toparlamak istiyorum.
Verdiğim ayetler incelendiğinde, ŞERİAT KİTAPLARININ KAVİM RESULLERİNE ( NEBİ OLMAYAN RESULLERE ) DEĞİL, NEBİLERE İNDİRİLDİĞİNİ AÇIKÇA GÖSTERMEKTEDİR.
NEBİLER KENDİLERİNE KİTAPVERİLMEYEN DEĞİL, TAM AKSİNE KİTAP VERİLEN PEYGAMBERLER OLDUĞUNU AÇIKÇA GÖRMEKTEYİZ. 
Yüce Allah, Kur’an-ı Kerimde her zaman parçasında ardı arkası kesilmeksizin her kavme gönderilen VELİ RESULLERDEN bahsetmektedir.
17/İSRÂ-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık.
Gönderilen bu resullerin görevlerinin neler olduğunu ise YÜCE ALLAH aşağıdaki ayeti kerimede söylüyor.
16/NAHL-36: Ve le kad beasnâ fî kulli ummetin resûlen eni’budûllâhe vectenibût tâgût(tâgûte), fe minhum men hedallâhu ve minhum men hakkat aleyhid dalâleh(dalâletu), fe sîrû fîl ardı fanzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Ve andolsun Kİ BİZ, BÜTÜN ÜMMETLERİN (MİLLETLERİN, KAVİMLERİN) İÇİNDE RESÛL BEAS ETTİK (HAYATA GETİRDİK, VAZİFELİ KILDIK). (ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEYEREK) ALLAH'A KUL OLSUNLAR VE TAGUTTAN (İNSAN VE CİN ŞEYTANLARDAN) İÇTİNAP ETSİNLER (SAKINIP KURTULSUNLAR) DİYE. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah'a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün).
Demek ki, YÜCE ALLAH, insanlar taguttan (insan, cin ve şeytan şeytanların bütünü TAGUTU OLUŞTURUR.)KAÇINSINLAR VE YÜCE ALLAH’A KUL OLSUNLAR DİYE, HER KAVİMDE RESUL GÖREVLİ KILMAKTADIR.
Sevgili Peygamberimiz, yaşadığı DEVRİN ASALETEN İMANI OLMASI SEBEBİ İLE KENDİ KAVMİNİN DE AYNI ZAMANDA KAVİM RESULUDÜR. PEYGAMBER EFENDİMİZDEN SONRA NEBİ GELMEYECEĞİ İSE AHZAP 40 AYETİ KERİMESİNDE AÇIKÇA BELİRTİLMİŞTİR.
Sahabe Sevgili Peygamberimize soruyor “ Ey Allah’ın resulü SEN HATEMÜL EMBİYA’SIN ve biz dinimizi senden öğrendik. Bizden sonra gelecek insanlar dinini kimden öğrenecek? Sevgili Peygamberimizin cevabı şöyle “ BENDEN SONRA NEBİ GELMEYECEK AMA İMAMLAR GELECEK”  Öyle ise YÜCE ALLAH’IN HİDAYETLE GÖREVLİ KILDIĞI İMAMLAR VARDIR.
Bir başka hadis-i şerifte ise SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ ŞÖYLE BUYURUYOR “ BENİM SAHABEM GÖKTEKİ YILDIZLAR GİBİDİR. HANGİSİNE TABİ OLURSANIZ HİDAYETE ERERSİNİZ”. Bu hadis ile YÜCE ALLAH’IN HER DEVİRDE İRŞADLA GÖREVLİ KILDIĞI CANLI REHBER MÜRŞİDLERE TABİYET İLE, SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİNİN, YAŞANILAN DEVRİN İMAMINA TABİ OLMAKLA DA SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZİN MİRASI OLAN KUR’AN-I KERİM’İN KIYAMETE KADAR YAŞAYACAĞINI BİZLERE ANLATMIŞTIR.
Sevgili Dostlar, KUR’AN-I KERİM BİR FURKANDIR. Bütün insanlık alemi için kurtuluşu ve YÜCE ALAH YOLUNDA ( SIRAT-I MUSTAKİM ) NASIL İLERLENECEĞİNİ, NELER OLUR İSE NE İLE MUKAFATLANDİRİLACAĞIMIZI, NELER OLUR SA NE TÜR CEZALARA MUHATAP OLACAĞIMIZI EKSİKSİZ BİR ŞEKLİ İLE ÖRNEKLERİ İLE VERMEKTEDİR.
ÖNEMLİ OLAN SADECE OKUYAN OLMAK DEĞİL, İDRAK EDEN OLMAKTIR. 
YÜCE ALLAH’IN BÜTÜN İNSANLIK ÂLEMİNİN SADECE OKUYAN DEĞİL AYNI ZAMANDA OKUDUĞUNU İDRAK EDEN VE HAYATINA TATBİK EDEBİLENLER OLMASI DUALARIMIZLA,
Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,


Yıllar önce bir cami hocasına akıl danıştığımda mealen yaklaşık olarak şunları söylemiştir. “ ALLAH İLE KUL ARASINA KİMSE GİREMEZ. TABİYET DENİLEN ŞEY SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZLE BERABER SONA ERMİŞTİR. ALLAH’ İNSANLAR ULAŞAMAZLAR. MÜRŞİD DENİLEN SÖZDE KAMİL İNSANLAR TABİYET ŞİRKTİR “ denilmişti.


Şimdi aldığım KUR’AN-I KERİM İLMİNE dayanarak bunları söyleyenler gülüyorum. Bu konuları sizlerle birlikte KUR’AN-I KERİM AYETLERİ IŞIĞI ALTINDA İNCELMEK İSTEDİM.


Şimdi ayetleri vere vere konuyu aydınlatmaya çalışalım.
6/EN'ÂM-48: Ve mâ nursilul murselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(munzirîne), fe men âmene ve asleha fe lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn(yahzenûne).
BİZ RESÛLLERİ “UYARICILAR VE MÜJDELEYİCİLER” OLMAKTAN BAŞKA (BİR ŞEY İÇİN) GÖNDERMEYİZ. Artık kim âmenû olur (Allah'a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar. 
Resullerin görevi “ UYARICI VE MÜJDELEYİCİ “ olmaktır.
Peki, hangi konuda müjdeleyici ve hangi konuda uyarıcı?
YÜCE ALLAH’IN DAVETİNİ İNSANLARA ANLATMAK VE BU DAVETE İCABET EDENLERİ MÜJDELEMEK, BU DAVETİ KABUL ETMEYENLERİ İSE CEHENNEM AZABI İLE UYARMAKLA GÖREVLİDİR.
Bunun anlamı şudur. Kişi bir şekli ile YÜCE ALLAH’IN DAVETİNE daha önce veya o anda muhatap olmuş olabilir. Almış olduğu bu bilgileri hemen kabul edeceği gibi, tepki göstermeden daveti sonuna kadar dinler ayrılır. Duyduklarını taharri ( aramak )eder ve araştırır. Doğruluğuna emin olmuş ve YÜCE ALLAH’IN DAVETİNİ KABUL ETMİŞ ise HUŞU SAHİBİ OLUP YÜCE ALLAH’TAN İSTİANEYİ İSTEMESİ İLE KENDİSİ İÇİN EZELDE TAYİN EDİLMİŞ OLAN MÜRŞİDİNE ULAŞACAKTIR.
İşte insanın YÜCE ALLAH’IN DAVETİNİ KABUL EDİP BİR DUA İLE YÜCE ALLAH’A KALBEN BAĞLILIĞINI VE ALLAH’IN YOLUNDA İLERLEMEK İSTEDİĞİNİ MHTELİF ŞEKİLLERDE BİLDİRDİĞİ ANDA KİŞİ KURTULUŞTADIR.


NEFSİNİN KALBİ %100 KARANLIKTIR. ANCAK O İNSAN YÜCE ALLAH’IN DAVETİNİ KABUL ETMİŞ VE ALLAH’A YÖNELMİŞTİR. BU TAKVA SAHİBİ OLMAK İÇİN ( BAŞLANGIÇ TAKVASI )YETERLİDİR. ÇÜNKÜ BU İNSANI YÜCE ALLAH TESLİM ALACAK VE KENDİSİNE ULAŞMA DİLEĞİNİ GÖRDÜĞÜ BU KULU, NAMAZI SEVMİYOR İSE YÜCE ALLAH SEVDİRECEK. ORUÇ TUTMAYI SEVMİYOR İSE ORUÇ TUTMAYI SEVDİRECEK. YÜCE ALLAH’IN KENDİSİNE VERDİKLERİNDEN İNFAK ETMEYİ SEVMİYOR İSE YÜCE ALLAH SEVDİRECEK VE ALLAH’IN RÜŞT YOLUNDA YÜRÜYEBİLMESİ İÇİN HAZIR HALE GETİRECEKTİR.
İnsan hazır olduğunu artık öğrendiklerinin çok daha geniş bir bilgiye ihtiyaç duyduğunu anlaması ve çevresinden aldığı bilgilerin kendisini tatmin etmemesi, YÜCE ALLAH’A YÖNELMESİ İLE BİRLİKTE ÜZERİNDE DAHA ÖNCE YÜCE ALLAH TARAFINDAN KONULAN ENGELLER VAR İSE BU ENGELLERİN ALINMASI SEBEBİ İLE DUYDUKLARININDAN DOĞRULARI AYRABİLME İMKÂNINA SAHİP OLDUĞUNDAN, OKUDUĞUNDAN VE DUYDUĞU DOĞRULARA ULAŞMA İSTEĞİ OLUŞACAKTIR. BÜTÜN BUNLARIN OLUŞ SEBEBİ NEDİR? DİYE SORABİLİRSİNİZ.


İşte Yüce Allah’ın davetini kabul ettikten sonra,  YÜCE ALLAH bu insana 5 ihsanda bulunur.
1- Yüce Allah, kendisine ulaşmayı dileyen bu kulunun kalbine ulaşır.
 64/TEGÂBUN-11: Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun). 
Allah'ın izni olmadıkça bir musîbet isabet etmez. VE KİM ALLAH'A ÎMÂN EDERSE (ÂMENÛ OLURSA), (ALLAH) ONUN KALBİNE ULAŞIR. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.
2- Yüce Allah, kendisine ulaşmayı dileyen bu kulunun nefsinin kalbini kendisine döndürür.
50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Gaybda Rahmân'a huşu duyanlar ve münib (Allah'a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah'ın huzuruna) gelenler (için).
3- Yüce Allah, kendisine ulaşmayı dileyen bu kulunun, nefsinin kalbine bir nur yolu açar.

6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
Öyleyse ALLAH KİMİ KENDİSİNE ULAŞTIRMAYI DİLERSE ONUN GÖĞSÜNÜ YARAR VE (ALLAH'A) TESLİME (İSLÂM'A) AÇAR. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine azap verir.
Yüce Allah, kendisine ulaşmayı dileyen bu kulunun ZİKİR YAPMAYA BAŞLAMIŞ OLMASI SEBEBİ İLE NEFSİNİN KALBİNE RAHMET NURLARI GELMEYE BAŞLAR.
39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin). 
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık O, RABBİNDEN BİR NUR ÜZERE OLUR, DEĞİL Mİ? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.
BAHSEDİLEN NUR, RAHMNET NURUDUR. İŞTE BU NURLAR NEFSİN KALBİNDE BİRİKMEYE BAŞLAR. KİŞİNİN KALBİNDE HENÜZ İMAN YAZMAMAKTADIR. BİRİKEN BU RAHMET NURLARI ANCAK % 2 ORANINDA NEFSİN KALBİNİ KAPLAYABİLME İMKANININ SAHİBİDİR.
4- İŞTE % 2 RAHMET NURU NEFSİNİN KALBİNDE BİRİKEN BİR KİŞİ HUŞU SAHİBİ OLUR.
57/HADÎD-16: E lem ye’ni lillezîne âmenû en tahşea kulûbuhum li zikrillâhi ve mâ nezele minel hakkı ve lâ yekûnû kellezîne ûtûl kitâbe min kablu fe tâle aleyhimul emedu fe kaset kulûbuhum, ve kesîrun minhum fâsikûn(fâsikûne).
ALLAH'IN ZİKRİ İLE VE HAKK'TAN İNEN ŞEYLE (ALLAH'IN NURLARI İLE), ÂMENÛ OLANLARIN (ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEYENLERİN) KALPLERİNİN HUŞÛ DUYMA ZAMANI GELMEDİ Mİ? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır.

İNSANIN HUŞU SAHİBİ OLMASI O KİŞİNİN YENİ BİR HAKKIN SAHİBİ OLMASINI SAĞLAR. BU HAK İSTİANEYİ ( YÜCE ALLAH’IN ÖZEL YARDIMI ) İSTEME HAKKI. YANİ MÜRŞİDİNİ SORMA HAKKI.
5/MÂİDE-35: Yâ eyyuhellezîne âmenûttekûllâhe vebtegû ileyhil vesîlete ve câhidû fî sebîlihi leallekum tuflihûn(tuflihûne). 
Ey âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); ALLAH'A KARŞI TAKVA SAHİBİ OLUN VE O'NA ULAŞTIRACAK VESİLEYİ İSTEYİN. Ve O'nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz.
16/NAHL-9: Ve alallâhi kasdus sebîli ve minhâ câir(câirun), ve lev şâe le hedâkum ecmaîn(ecmaîne). 
VE SEBÎLLERİN (DERGÂHLARDAN SIRATI MUSTAKÎM'E ULAŞAN BÜTÜN YOLLARIN YANİ MÜRŞİDLERİN) TAYİNİ, ALLAH'IN ÜZERİNEDİR. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi.
2/BAKARA-45: Vesteînû bis sabri ves salât(sâlâti), ve innehâ le kebîretun illâ alel hâşiîn(hâşiîne).
(ALLAH'TAN) SABIRLA VE NAMAZLA İSTİANE (ÖZEL YARDIM) İSTEYİN. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah'a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir.
BU NAMAZIN ÖZEL BİR NAMAZ OLDUĞU İNSANA ALLAH TARAFINDAN BİLGİ VERİLMESİNİ SAĞLAYAN BİR NAMAZ OLDUĞU İZAHTAN VARESTEDİR. KİŞİ MÜRŞİDİNİ GÖRÜR VE O MÜRŞİDE ULAŞARAK TABİ OLACAKTIR.
5- YÜCE ALLAH’IN GÖSTERDİĞİ MÜRŞİDE TABİYETİN GERÇEKLEŞMESİ
48/FETİH-10: İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh(yubâyiûnallâhe), yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih(nefsihî), ve men evfâ bi mâ âhede aleyhullâhe fe se yu’tîhi ecren azîmâ(azîmen).
MUHAKKAK Kİ ONLAR, SANA TÂBÎ OLDUKLARI ZAMAN ALLAH'A TÂBÎ OLURLAR. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah'ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah'a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah'a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir).

60/MUMTEHİNE-12: Yâ eyyuhen nebiyyu izâ câekel mu'minâtu yubâyi'neke alâ en lâ yuşrikne billâhi şey'en ve lâ yesrikne ve lâ yeznîne ve lâ yaktulne evlâdehunne ve lâ ye'tîne bi buhtânin yefterînehu beyne eydîhinne ve erculihinne ve lâ ya'sîneke fî ma'rûfin fe bâyı'hunne vestagfirlehunnallâh(vestagfirlehunnallâhe) innallâhe gafûrun rahîm(rahîmun). 
Ey nebî (peygamber)! Mü'min kadınlar; Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, SANA TÂBÎ OLMAK İÇİN GELDİKLERİ ZAMAN, ARTIK ONLARIN BİATLERİNİ KABUL ET VE ONLAR İÇİN ALLAH'TAN MAĞFİRET DİLE. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (Rahîm esması ile tecelli edendir).
Engellerin kaldırılması ve ihbatın konulması toplamda 7 furkanı oluşturur. Alınan 5 ihsan ile birlikte kişiye YÜCE ALLAH 12 İHSANDA BULUNMUŞ OLUR.
YÜCE ALLAH’IN BÜTÜN PEYGAMBERLERİ VE BÜTÜN RESULLERİ İNSANLARI YÜCE ALLAH’A DAVET EDERLER. GENEL OLARAK “YÜCE ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYİN. ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEDİĞİNİZ TAKTİRDE GİDECEĞİNİZ YER YÜCE ALLAH’IN CENNETİDİR. DİLEMEYEN İNSANLARIN İSE GİDECEKLERİ YER CEHENNEMDİR” DİYE UYARIR VE TEBLİG YAPARLAR.
Yüce Allah’ın dizaynı içerisinde, her devirde DEVRİN İMAMLARINI EN ÜST SEVİYEDE VAZİFELİ KILMIŞTIR. 
2/BAKARA-151: Kemâ erselnâ fîkum resûlen minkum yetlû aleykum âyâtinâ ve yuzekkîkum ve yuallimukumul kitâbe vel hikmete ve yuallimukum mâ lem tekûnû ta’lemûn(ta’lemûne).
Nitekim size, aranızda (görev yapmak üzere), sizden (kendinizden) bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki, âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi)tezkiye (ve tasfiye) etsin, size Kitap'ı(Kurânı Kerim'i) ve hikmeti öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin..
HİKMETİN ÖTESİNİ ÖĞRETME YETKİSİ SADECE PEYGAMBERLERE VE DEVRİN İMAMLARINA AİT BİR GÖREVDİR. PEYGAMBERLER BU GÖREVİ ASALETEN YERİNE GETİRİLER. DEVRİN İMAMI OLAN RESULLER İSE VEKİL RESULLERDİR. BU GÖREVİ VEKÂLETEN YERİNE GETİRİRLER.
BURADAN ŞU SONUCA VARMAK GEREKİR.
1-İnsanlar ile Yüce Allah arasına, Yüce Allah’ın tayin ettiği PEYGAMBERLER VE PEYGAMBERLERİN OLMADIĞI FETRET DEVİRLERİNDE İSE DEVRİN İMAMLARI VEKİL OLARAK GİRECEKTİR.
2- Ayetlerden de anlaşılacağı üzere, resuller her devirde olacaktır. Resullere ve Mürşitlere tabiiyet farzdır.
3- YÜCE ALLAH’A ULAŞMAK DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN, BUGÜN OLDUĞU GİBİ YARIN DA VARDIR VE İNSANLARA FARZDIR. 
4- YÜCE ALLAH, KENDİSİNE ULAŞMAYI DİLEYENLERİ KENDİSİNE UALTIRECAĞINA GARANTİ VERDİĞİNE GÖRE. ERMİŞ EVLİYALAR BUGÜN DE VARDIR, YARINDA OLACAKTIR.
5-MÜRŞİD OLMAKSIZIN HİÇ KİMSE YÜCE ALLAH YOLUNDA TEKÂMÜL EDEMEZ. 
TEKÂMÜLÜ SAĞLAYAN ŞEY, ( NURLANMAK SEBEBİ İLE AYDINLANMAK ) YÜCE ALLAH’IN ZİKRİDİR. ZİKİR YOK İSE TEKÂMÜL DE YOKTUR.
KURTULUŞ İNSANIN YÜCE ALLAH’A YÖNELMESİ, ULAŞMAYI DİLEMESİ İLE BAŞLAMITIR. BU DİLEK SAHİPLERİ, BAŞLANGIÇ TAKVASININ SAHİPLERİDİR VE 1 NC, KAT CENNETİN DE VARİSLERİDİR.
KİŞİ MÜRŞİDİNE ULAŞIP TEVBE ALDIĞINDA İSE 2 NCİ KADEMEYE BAŞLAMIŞTIR. BU KADEMEDE KİŞİ MÜMİNLER TAKVASININ SAHİBİDİR. HER TAKVA SEVİYESİ BİR BAŞKA CENNETİN VARİSİ OLMASI SAĞLAR. BU SEVİYE 2NCİ KAT CENNETİN VARİSİ OLMAYA HAK KAZANDIRIR.
BU ŞEKLİ İLE DÜŞÜNENLERE ŞU AYETİ KERİME NE GÜZEL BİR CEVAP OLACAKTIR.
14/İBRÂHÎM-22: Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun). 
Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vadetti. Ve ben de size vadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.”
İNSANI RÜŞT YOLUNDA İLETLETEN ŞEY İMAN SEVİYESİDİR. İMANI GELİŞTİREN İSE ZİKİRDİR.
İNSANI GAYY YOLUNDA ALT YER KATLARINA DOĞRU TAŞIYAN ŞEY İSE KÜFRÜDÜR. YANİ KÜFÜR SEVİYESİNDEKİ ARTIŞTIR.
Umarım, verdiğim bilgiler konuyu bilmeyen dostlarımıza ve ziyaretçilerimize faydalı olmuştur.
Bütün insanlık âleminin YÜCE ALLAH’ION DAVETİNİ İDRAK EDEBİLMESİNİ VE YÜCE ALLAH’I DİLEMESİNİ DİLEYEREK YAZIMIZI BRADA SONLANDIRIYORUM.
ARO.İNŞ.
Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçiler,
Bugün sizlerle, sizleri düşünmeye sevk edecek bir konuyu paylaşmak istiyorum. Bizler Arap değiliz. Dolayısı ile Arap diline yeteri kadar hâkim olamayacağımız da aşikar. Onun için bugün yine bir ayeti kerime ve mealini vereceğim ve bu mealde nelerin neden yanlış olduğunu açıklamaya çalışacağım. Neye göre yanlış, YÜCE ALLAH’IN KUR’AN*I KERİMİNE göre.
14/İBRÂHÎM-4: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Yüce Allah resul kelimesini doğal olarak birçok anlamı ile birlikte kullanmıştır.
1- Resul kelimesi, kelime anlamı itibarı ile elçi anlamına gelir.
2- Resul kelimesi, kelime anlamı itibarı ile ulak ( haberci anlamına gelir )
3- Resul kelimesi, kelime anlamı itibarı ile vekil anlamında da kullanılır.
4- Resul kelimesi, kelime anlamı itibarı ile kavim resulleri için de kullanılır.
5- Resul kelimesi, Yüce Allah’ın görevli kıldığı VEKİL İMAMLAR İÇİN DE KULLANILIR. ( secde 24 )
6- Resul Kelimesi, Yüce Allah’ın ezelde seçtiği ( Enbiya 73 ) ASALETEN İMAM OLARAK GÖREVLİ KILINAN PEYGAMBERLER İÇİN DE KULLANILIR.
Şu anda Kur’an-ı Kerim itibarı ile kullanıldığı başka bir anlamını hatırlamıyorum.
Biran için aşağıda bu ayeti kerime için verdiğim birkaç mealin doğru olduğunu varsayalım ve bunların kullanılan anlamlar itibarı ile doğru olduğunu, ancak kullanım yerinde bu anlamı içermediğini yine ayetler eşliğinde açıklamaya çalışalım.
1- Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
2- Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
3- Biz, her gönderdiğimiz Peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Artık, Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. O, her şeye galibdir, hükmünde hikmet sahibidir.
Bu kadar meal üzerinden konuşmak yeterli olacaktır. Amacım hiç kimseyi suçlamak değildir. Amacım insanların yanılmalarının önüne geçmeye, oluşan hataların düzeltilmesine yöneliktir.
“Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın” “Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın.” ”  Biz, her gönderdiğimiz Peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın “ ifadelerini doğru hale getirmeye çalışalım. Yani Yüce Allah bu ayeti kerimede kullandığı “RESÛLİN” kelimesini hangi anlamı ile kullanmıştır? Sorumuz budur.
1- Peygamber anlamında kullanmamıştır. Neden? Nedeni ayeti kerimenin içerisinde var. Bana bir tek Yahudi kavminden başka kavme gelmiş peygamber gösterebilir misiniz? Örnek olsun diye soruyorum. Türk Kavmine gelmiş bir peygamber söyler misiniz? Sevgili Peygamberimiz Arap kavmine gönderilmişti. Türkler İslamiyet’i 800 lü yıllarda Selçuklular zamanında kabul ettiler. Veya bir Rus peygamber, bir İngiliz peygamber, bir Fransız peygamber bileniniz var mı? Şayet var diyorsanız İsimleri nelerdir? Peygamber olduklarına göre, YÜCE ALLAH PEYGAMBERLERİNE KİTAP VERDİĞİNİ SÖYLEDİĞİNE GÖRE BU ZATLARA AİT ŞERİAT KİTAPLARININ ADI NEDİR?
Bulamazsınız. O zaman burada bahsedilen RESULLER YÜCE ALLAH’IN PEYGAMBERLERİ DEĞİLDİR. ANCAK BU İNSANLAR YAŞADIKLARI KAVİMLERİN KAVİM RESULLERİDİR.
Kavim Resulleri, yaşadıkları kavmin dili ile geldiklerine göre, şeriat kitabının da, kitaba ait dilin de hakimi olması ve bu dili ( 2 nci dili )ana dili gibi bilir hale gelmesi gerekli değil mi? İşte kavim resulleri, YÜCE ALLAH’IN İZNİ İLE VE YÖNLENDİRMESİ İLE BU DİLE İLGİ DUYARLAR VE DİLİN TEMELİNE HAKİM BİR KONUMA ULAŞMASINI İSE YÜCE ALLAH SAĞLAR Kİ, BU İNSAN BAŞKA BİR DİL İLE GELEN BU ŞERİAT KİTABINI İNSANLARA AÇIKLAYABİLSİN VE YÜCE ALLAH’IN DAVETİNİ İSPATLAYABİLSİN. İNSANLARI, DAVETE İCABET ETMİŞ İSE MÜJDELESİN, DAVETE İCABET ETMEMİŞ İSE BU İNSANLARI DA NE İLE KARŞILAŞACAKLARINI ANLATARAK UYARSIN.
2- Diğer verdiğim anlamlar için de kullanılmamıştır. Konuyu uzatmamak için bu kullanımların hepsinin Kur’an-ı Kerimde mevcut olduğunu söyleyerek yetineceğim.
Aynı meallerin verildiği Kur’an-ı Kerim yazılımlarından bir başka ayeti kerime meali ile devam etmek istiyorum
1- Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik.
2- Sonra birbiri peşi sıra elçilerimizi gönderdik;
3- Sonra arka arkaya peygamberlerimizi gönderdik.
Peygamberler arasında fetret devirleri olduğunu biliyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam, Hz. İbrahim ile Hz. Musa peygamberlerimiz arasında 3000 yıl civarında, Hz. Musa ile Hz İsa peygamberlerimiz arasında 2500 yıl kadar bir zaman dilimi ve Hz. İsa ile Sevgili Peygamberimiz arasında da 600 yıl siz konusudur.
Öyle ise bu ara zamanlarda yaşayan insanlar,
17/İSRÂ-15: Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. VE BİZ, BİR RESÛL GÖNDERMEDİKÇE AZAP EDİCİ OLMADIK.
26/ŞUARÂ-208: Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ lehâ munzirûn(munzirûne).
Ve hiçbir kasabayı, nezirler olmadıkça (ona nezirler göndermedikçe) helâk etmedik.
28/KASAS-59: Ve mâ kâne rabbuke muhlikel kurâ hattâ yeb’ase fî ummihâ resûlen yetlû aleyhim âyâtinâ, ve mâ kunnâ muhlikîl kurâ illâ ve ehluhâ zâlimûn(zâlimûne).
Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı. Ve Biz, onun halkı zalim olmadıkça (zulmetmedikçe) ülkeleri helâk edici olmadık.
Öyle ise ki öyle olduğunu biliyoruz. Bu fetret devrinde yaşayan insanlar “ BİZE RESUL GELMEDİ “ diye cezaya itiraz edebilirler.
Ancak bu da Kur’an-ı Kerim ayetleri ile uyumlu değildir. Bu ayetler Mulk Suresi 7-8-9- ve 10 ncu ayeti kerimeler.
7- Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.
8- Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar.
9- Onlar da şöyle derler: “Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.”
10- Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.”
Bu ayeti kerimelerde bütün cehenneme sürülenler, “ UYARICILAR GELDİ” dediklerine göre demek ki fetret devirlerinde de insanlar YÜCE ALLAH’IN DAVETİNE MUHATAP OLDUKLARI VE BU DAVETİ YALANLADIKLARI KESİN.
Şimdi soruyorum. Peygamberler arasında fetret devirleri olduğuna göre ve Sevgili Peygamberimizden sonra NEBİLERİN SONUNCUSU olması sebebi ile PEYGAMBER GELMEYECEĞİ VE İMAMLARI DA KABUL ETMEDİĞİMİZE GÖRE BU İNSANLAR NASIL GELDİLER VE BİZ ONLARA İNANMADIK DİYECEKLER?
- MÜRŞİDLER VARDIR
- KAVİM RESULLERİ VARDIR
- İMAMLAR VARDIR.
İslam olmak ve bu yolda ileri gitmek isteyen herkesin dinini el yazması kitaplardan değil, YÜCE ALLAH’IN insanlara din olarak seçtiği ve hiçbir şeyi eksik bırakmayarak açıkladığı İSLAM DİNİN YAŞAYABİLMENİZ BU İNSANLARA ULAŞMANIZA BAĞLIDIR. KENDİ BULDUĞUNUZ MÜRŞİDLERİN İNSANA FAYDASI OLMA İHTİMALİ ÇOK AZDIR. BELKİ DOĞRU YERİ BULMANIZA ORADAN ALACAĞINIZ İLİM NEDEN OLABİLİR. HEPSİ BU KADAR.
BÜTÜN İNSANLARIN, BİR HUSUSU AÇIKLAMAK İÇİN KUR’AN-I KERİME DEĞİL DE DİĞER AÇIKLAYICI KİTAPLARA EL ATANLARDAN UZAK DURMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM. MÜRŞİDİNİZE ( ALLAH’IN GÖSTERDİĞİ) ULAŞIN VE ONUN TAVSİYE ETTİĞİ, YAZDIĞI, ANLATIMLARINI KALEME ALDIĞI BELGELERDEN DİNİNİZİ ÖĞRENİN.
Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,
Bütün bunları yazmamızın sebebi sizleri düşünmeye sevk etmek ve elimizdeki yanlış mealler sebebi ile ( anlatım hataları ve çok büyük hataların oluşmuş olması sebebi ile ) hataya düşmememizi dilediğim içindir.
Şunu çok rahatlıkla söyleye bilirim. Ben, bir grubun beni çağırması üzerine “ YÜCE ALLAH’IN KUR’AN- I KERİMİNİN kendi dilimde yazılmışı var. Ben oldukça kültürlü birisiyim. Okurum ve okuduğumu anlarım. Benim cemaatlerle işim olmaz” diyerek toplantılarına katılmadım. Ancak bu konuşma ile de kendi adıma okuyacağımı ve YÜCE ALLAH’I anlayacağımı anlatmıştım. Nerede ise ilk defa bir Kur’an elime aldım. Okudum. Anladığımı zannettim. Şunu anlamıştım, Kur’an bir tarih kitabıdır. Tabi hemen yanlış olduğunu da anladım. Tekrar tekrar hatim indirmeye başladım. Şunu çok kısa sürede gördüm. Ayetler birbirine çok benziyor ama ayetler arasında farklar var. Öyle ise bu farklara neyin sebep olduğunu aramaya başladım. Elime aldığım ELMALILI HAMDİ YAZIRIN MEALİ VE PAMUK YAYINLARININ MEALLERİ ARASINDA DA ANLAM FARKLILIKLARI OLDUĞUNU AMA YAKIN ANLATIMLARIN DA ÇOK OLDUĞUNU GÖRDÜM. BU KEZ EN DOĞRU NEDİR? NERDEDİR? BU DOĞRUYA NASIL ULAŞIRIM DİYE ARAŞTIRMAYA BAŞLADIM. NEREDE İSE BAZI GÜNLER CAMİLERDEN ( O ZAMANA KADAR ÇOK AZ GİTTİĞİM)HOCALARDAN ELİMDE KURAN EKSİK OLMADAN GÜNLER, AYLAR, YILLAR GEÇİRDİM.
Sonra öğrendim ki özel yardımı almak için HACET NAMAZI KILMAK GEREKLİ İMİŞ. KILDIM. BEN DE İLK BAŞLARDA HİÇBİR ŞEY GÖREMEDİM. BU ZAMANA KADAR DA ŞU ANDA BAĞLI OLDUĞUM MÜRŞİDİME NE ULAŞTIM NE TANIDIM NE DE BİRŞEYLER ÖĞRENDİM. BUNLAR TAMAMEN KENDİ ULAŞTIĞIM NOKTALARDI.
ARIYORDUM. YÜCE ALLAH’IN İPİNİ, NASIL DÖNÜLECEĞİNİANLAMAYA BULMAYA ÇALIŞIYORDUM.  BİRGÜN ABLAMI HASTAHANEYE GÖTÜRMEK İÇİN ARABAMA BİNDİM. RADYO AÇIKMIŞ. BİR ANDA RADYODAN ŞUNU DUYDUM. “ ALLAH’A ULAŞMAYI DİLEYİN VE BNU ÜZERİNİZE AZAP GELMEDEN ÖNCE YAPIN, SONRA YARDIM OLUNMAZSINIZ” DİYORDU MEALEN KONUŞMACI. AYETLER VERİYORDU. AKLIMA YAZABİLDİĞİM KADAR AYET NUMARALARINI YAZDIM. EVE GELDİĞİMDE HEMEN KUR’AN-I KERİMİ AÇTIM VE AYETLERİ KARŞILAŞTIRMAYA BAŞLADIM. İLK DEFA O GÜN ANLAMLARINI İÇERİSİNDE BULAMADIĞIM BU AYETLERİ OKUDUĞUMDA, BU ANLAMLARIN SANKİ BULUNMAMASI İÇİN GİZLENDİKLERİNİFARK ETTİM. KUR’AN-I KERİMİ TEKRAR HATİM ETTİM. BU KEZ ÇOK FARKLI NOKTALARA GELDİĞİMİ DE HİSSEDİYORDUM. BU ARADA O GÜNLERDEN İTİBAREN İNSANLARI YÜCE ALLAH’A DAVET ETMEYE BAŞLADIĞIMI DA SÖYLEMELİYİM.
DAHA SONRA O SESE ULAŞTIM. ANLATTIKLARININ, SÖZLERİNİN KUR’AN-I KERİM AYETLERİ İLE TAMAMEN ÖRTUŞTUĞUNU GÖRDÜM. ŞU ANDA İSLAM DİNİNİN HANGİ BASAMAĞINDA OLDUĞUMU BİLMİYORUM. ANCAK ŞUNU BİLİYORUM DOĞRU YERDEYİM. YÜCE ALLAH’IN GÖREVLİ KILDIĞI BİR MÜRŞİD İLE BERABERİM. YÜZÜNÜ HİÇ GÖRMEDİM. AMA ADI ZİKREDİLDİĞİNDE KALBİMDE BİR YUMUŞAMA BİR ÖZLEM OLDUĞUNU, GÖZLERİMİZ HASRETİNDEN NEMLENDİĞİNİ BİLİYORUM. BU YOL HAYATIMIN EN GÜZEL YOLU. ÜZERİNDE OLMAKTAN NE KADAR MUTLU OLDUĞUMU ANLATMAYA KELİMELER YETMEZ.
SİZLERLE BERABER OLMADIĞIM ZAMAN DİLİMLERİNDE, HEP YÜCE ALLAH’I ZİKREDİYORUM. BENİ ÜZEN VE YORAN HER ŞEY YAŞANTIMDAN TEK TEK AYRILDI. HER ŞEYİN BİR TAKDİR OLDUĞUNU, BİZE DÜŞENİN İSE SADECE TEVEKKÜL ETMEK OLDUĞUNU BİLİYORUM.
DÜNYA HAYATI GÜZEL, ANCAK DÜNYANIN HİÇBİR ŞEYİNE AŞIK DEĞİLİM. SAĞLIKLI OLMAK ÇOK  GÜZEL. AMA ELİMDEN KIYMETİNİ BİLMEDEN GİDEN SAĞLIĞIMDAN GERİ KALANI İDRAKİMİ SAĞLADIĞI İÇİN ÇOK DAHA GÜZEL. ÖLÜM İNSANLARI KORKUTUR, OYSA BİZ ÖLÜMDEN KORKAN İNSANLAR DEĞİLİZ. ÖLÜM HASRET OLDUĞUMUZ AŞIK OLDUĞUMUZ, HAYRAN OLDUĞUMUZ YARADANIMIZA KAVUŞMA GÜNÜ BİZLER İÇİN. YANİ ÖLÜM, BİZLER İÇİN BİR BAYRAM GÜNÜ.
Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz, bütün bunları anlatmamın sebebi düşünmenizi sağlamaya yöneliktir. Biz bütün yaradılanı yanlışları ile birlikte sevmeyi öğrendik. Öyle ise amacımız insanların omuzlarına basarak yükselmek de olamaz. Sadece bizlerin zamanında düştüğü hataları göstererek sizleri YÜCE ALLAH’A VE YÜCE ALLAH’IN BÜTÜN İNSANLARI DAVET ETTİĞİ CENNETİNE, CENNETLERİNE KATILMAYA DAVETE YÖNELİKTİR.
Rahman ve Rahim olan Yüce Allah, bütün insanları işiten ve davete icabet edenlerden eylesin dua ve dileklerimizle konuyu tamamlamak istiyorum.
ARO.İNŞ.