24 Eylül 2015 Perşembe

Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,
Bugün sizlerle NAHL SURESİNİN 106-107-108 NCİ ayeti kerimelerini incelemek ve bu konuda öğrendiklerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum.
16/NAHL-106: Men kefere billâhi min ba’di îmânihî illâ men ukrihe ve kalbuhu mutmainnun bil îmâni ve lâkin men şereha bil kufri sadran fe aleyhim gadabun minallâh(minallâhi), ve lehum azâbun azîm(azîmun).
Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan kimse hariç, fakat kim îmânından (hidayete erdikten) sonra Allah'ı inkâr ederse ve kim küfre göğüs açarsa (irşad makamından şüphe edip fıska düşerse, kişinin küfrü talebi sebebiyle, Allahû Tealâ, onun göğsünü küfre açar, şerheder), artık Allah'tan bir gazap onların üzerinedir ve onlar için azîm azap vardır.
Ayeti Kerimenin başlangıç bölümünde söylenen “Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan kimse hariç…” ifadesinin anlamı şudur. Bir insan düşünelim, anası veya babası veya her ikisi de mümin olmayan kişiler tarafından işkence edilerek öldürülmüş olsun. İşte bu veya buna benzer bir durumda kalan bir insan, dininden döndüğünü söyleyerek hayatta kalabilir. Önemli olan husus kişinin kalbidir. Kalbinde böyle bir dilek istek veya arzu yok ise bu kişi dinden çıkmış sayılmaz.
Benzer bir durumda Sevgili Peygamberimiz “………. Dinden çıkmış değildir. O tepeden tırnağa iman içindedir” benzeri bir ifade ile kişinin durumunu açıklamış ve akabinde de bu ayeti kerime inmek sureti ile konuya YÜCE ALLAH açıklık getirmiştir.
Ancak kim hidayete erdikten sonra YÜCE ALLAH’I İNKAR EDERSE, bu sebeple de göğsünü imana değil de küfre açar ise, yani
  1. Allah’ın ayetini inkâr eden,
  2. Resulü inkâr eden
Kimsenin, göğüsünü küfre açar. O kişinin Allah'a ulaşmayı diledikten sonra hidayete erene kadar Allah'ı inkâr etmesi mümkün değildir. Çünkü Allahû Tealâ şeytanı kesinlikle devreye sokmayacak, devrede sadece Allah ve o kişi olacaktır. Allahû Tealâ sözünü tutar. Kim Allah'a ulaşmayı dilerse, Allahû Tealâ mutlaka onu (kişi hayattayken) Kendisine ulaştıracaktır. Bu konuda YÜCE ALLAH’IN verdiği garanti söz konusudur. İşte garantinin verildiği ayeti kerime,
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah'a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. ALLAH, DİLEDİĞİNİ KENDİSİNE SEÇER VE O'NA YÖNELENİ, KENDİSİNE ULAŞTIRIR (RUHUNU HAYATTA İKEN KENDİSİNE ULAŞTIRIR).
Yüce Allah’ın dilediği insanlar ise YÜCE ALLAH’I dileyen insanlar olduğu çok açıktır.
Allah'ın göğsünü şerhettiği ve göğsünden kalbine bir nur yol açtığı kişinin kalbine ( mücadele suresi 22 nci ayeti kerime) îmân yazılır. Nefsinin kalbinin %51'i faziletle dolar, %49 karanlıklar kalır. Kişi ruhunu Allah'a ulaştırarak hidayete erer. O noktada Allah koruyucu zırhını kaldırır. Kişinin ruhu Allah'ın Zat'ına ulaşmıştır. Ancak bundan sonra kişinin îmânından döndüğü (Allah'a inancını kaybettiği) Allah'tan şüpheye düştüğü görülebilir. BU FISKA DÜŞMEKTİR. İNSANLAR FISKTA ( DALALETTE) DOĞARLAR. YÜCE ALLAH HİDAYETE ( VUSLATA ) ULAŞTIRIR. BURADAN BAŞLANGIÇ NOKTASINA GERİ DÖNEN BİR İNSAN 2 NCİ KES FISKA DÜŞMÜŞ DEMEKTİR.
Fıska düşmenin üç temel şartı;
  1. irşad makamından,
  2. Allah'tan ve
  3. Allah'ın âyetlerinden şüphe etmektir.
İşareti ise sebep ne olursa olsun günlük zikrin giderek azalmasıdır. Bu şüphe veya işaretten herhangi birisi kişi hidayete erdikten sonra oluşursa, Allah bütün işlemleri tersine çevirir.
Kişinin ruhu Allah'a ulaşmışken, ruh geri verilir. Başının üzerindeki devrin imamının ruhu geri alınır. Allah, kalbini açıp îmânı yazmışken, kalbini tekrar açıp, içindeki îmân kelimesini çıkartır. Kişinin göğsünden kalbine açtığı yolu yok eder. Hidayete erdikten sonra kişinin kalbi, küfür yoluna açılmıştır. Şeytanın yolu açık kalır, Allah'ın yolu kapanır.
16/NAHL-107: Zâlike bi ennehumustehebbûl hayâted dunyâ alel âhıreti ve ennallâhe lâ yehdîl kavmel kâfirîn(kâfirîne).
İşte bu, onların dünya hayatını, ahiret hayatına göre daha çok sevmeleri ve Allah'ın, kâfir kavmi hidayete erdirmemesi sebebiyledir.
Allah'tan ve resûlden şüphe eden bu insanlar dünya hayatını cennet hayatına tercih etmektedirler. Ve insanlar, Kur'ân-ı Kerim'i anlayamadıklarından, dünya hayatındaki mutluluklarının da Kur'ân-ı Kerim'e ittiba etmeleriyle mümkün olacağını idrak edememektedirler.

İnsanlar, dünya hayatında mutlu olmanın, dünyaya ait şeylerle mümkün olduğunu zannetmektedirler. Bu insanların zanlarına göre, dünya hayatı yaşanmaya değer bir hayattır. Ve böyle bir dizaynda dünya hayatını birtakım dünya zevkleri olarak telâkki etmektedirler. Meşru olmayan; dünyaya ait servet kazanmanın, Allah'ın yasak ettiği fiilleri işlemenin kendilerini mutlu edeceğini zannetmektedirler. Ama realitede onlar sadece hüsrana uğrayanlar, sadece şu dünyada huzursuz olanlardır.

Kendilerini mutlu edeceğini zannettikleri dünyevi hedeflere Allah onları ulaştırdığı taktirde, acı acı dünya hayatının kendilerini mutlu etmesinin mümkün olmadığını anlarlar.
BİR İNSAN, YÜCE ALLAH İLE BERABER OLMADIĞI ANDA MUTLAKA O İNSANIN BAŞINA BİRDEN ÇOK ŞEEYTAN ULAŞACAK VE O İNSANI YÜCE ALLAH’I HATIRLADIĞI ANA KADAR DA TERK ETMEYECEKLERDİR. İŞTE AYETİ KERİMİ,
43/ZUHRÛF-36: Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn(karînun).
Ve kim Rahmân'ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur.
Şeytan musallat olduğunda insan, bunu hissettiği anda YÜCE ALLAH’A hemen yönelmeli ve beraber olmaya başlamalıdır. Aksi halde ise şeytan insanı çok daha uzak noktalara taşıyacaktır.
16/NAHL-108: Ulâikellezîne tabeallâhu alâ kulûbihim ve sem’ihim ve ebsârihim, ve ulâike humul gâfilûn(gâfilûne).
İşte onlar, Allah'ın kalplerini, işitme hassalarını ve görme hassalarını tabettiği (mühürlediği) kimselerdir. Ve işte onlar; onlar, gâfillerdir.
İnsan, Allah'a ulaşmayı diledikten sonra YÜCE ALLAH; gözlerdeki hicab-ı mestureyi, kulaklardaki vakrayı alır, kalpteki mührü açar, ekinneti alır, yerine ihbat koyar; kalbin nur kapısını YÜCE ALLAH'A çevirir, göğüsten kalbe nur yolu açar, kişiyi mürşidine ulaştırdığı zaman İMÂN kelimesini yazar. Nefsin kalbine %51 nur dolarak Allah kişinin ruhunu Allah'a ulaştırır. Kişi Allah'a ulaştıktan, hidayete erdikten sonra şüphe duyarsa şeytan onu fıska düşürmüştür. Allahû Tealâ bütün verdiklerini geri alır. Kalbindeki %51 nur gider. Kalbi açar, kalbin içindeki iman kelimesini alır, küfür kelimesini tekrar yazar. Orada birikmiş olan faziletlerinin hiçbiri artık kalpte kalmaz. Çünkü faziletleri manyetik alanıyla kalpte tutan " İMAN " kelimesidir. Ama artık iman kelimesi olmadığından kalpteki küfür kelimesi fazılları sadece iter, dışarıya kovar. Allah, kişinin göğsünden kalbine açtığı nur yolunu kapatır. Kişinin kalbi böylece küfre açılır. Kişinin kalbinin nur kapısını tekrar şeytana döndürür. Kalbindeki ihbatı alır, yerine ekinnet koyar. Kulaklarından alınmış olan vakra, gözlerinden alınmış olan hicab-ı mesture tekrar konur. Görme hassası, işitme hasası ve kalp, üçü de tekrar mühürlenir.
Nahl Suresi 107 de bahsedilen fısk olayı, Bakara Suresi 257 de çok açık olarak anlatılmıştır.
2/BAKARA-257: Allâhu velîyyullezîne âmenû, yuhricuhum minez zulumâti ilen nûr(nûri), vellezîne keferû evliyâuhumut tâgûtu yuhricûnehum minen nûri ilâz zulumât(zulumâti), ulâike ashâbun nâr(nâri), hum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Allah, âmenû olanların (Allah'a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır.
İşte fişka düşen bu insan, tekrar YÜCE ALLAH’A YÖNELEBİLİR VE KURTULUŞA ULAŞABİLİR. YÜCE ALLAH’IN “ ATEŞ EHLİ” OLDUĞUNU VE EBEDİ OLARAK ATEŞTE KALACAKLARINI SÖYLEDİĞİ İNSANLAR, TEKRAR YÜCE ALLAH’A YÖNELMEYEN İNSANLARDIR.
NAHL SURESİ 108 DE BAHSEDİLEN HUSUS TOPTAN MÜHÜRLENME OLAYIDIR. YÜCE ALLAH BU OLAYA “ TABEDİLMEK” DİYOR. Tabetmek ise, 3. fısktan sonraki bir olaydır. Allahû Tealâ bir daha açılmamak üzere kalbi tabeder. Bütün insanlar başlangıçta fısktadırlar. Hidayete erdikten sonra bu âyetler gereğince hidayetten düşen kişi, fıska düşmüştür, bu 2. fısktır. Tekrar hidayete ermek gibi bir hakkı vardır. Bunu kullanıp da hidayete erer ama yeniden küfre dönerse, o zaman Allahû Tealâ onun kalbini bir daha hidayete, îmâna açılmamak üzere tabeder.
Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz, YÜCE ALLAH kur’an-ı Kerimde misalini vermediği veya eksik bıraktığı hiçbir şey söz konusu değildir. İnsanların önünde 2 seçenek vardır
  1. RÜŞT YOLU
  2. GAYY YOLU
Rüşt yolununa davet edenler, Nebiler ( Peygamberler ) Yaşanılan devrin imamı olarak görevli kılınanlar, kavim resulleri, mürşidler ve bu daveti idrak eden ve anlatan herkes.
Gayy yolunun davet edenleri ise, Kur’an-ı Kerim ilmini Yüce Allah’tan almayan, din anlatılarında Kur’an ayetleri dışında ( Allah Kelamından başaka ) anlatımlar kullanan, insanların hidayet ulaşmalarına engel olan herkes de GAYY YOLUNUN DAVETÇİLERİDİR.
YÜCE ALLAH BİLMİYORSANIZ ZİKİR EHLİNE SORUN BUYURUYOR.
21/ENBİYÂ-7: Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun.
16/NAHL-43: Ve mâ erselnâ min kablike illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
Ve Biz, senden önce, kendilerine vahyettiğimiz ricalden (erkeklerden) başkasını (resûl olarak) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o taktirde zikir ehline (daimi zikir sahiplerine) sorun!
ÖYLE İSE YAPILMASI GEREKEN İLK HUSUS YÜCE ALLAH’A YÖNELMEK, İKİNCİSİ İSE ZİKİR EHLİNİ TAHARRİ ETMEK VE ARAŞTIRMAKDIR. BÜTÜN İNSANLARA İSE EN DOĞRU VE EKSİKSİZ CEVAP VERECEK VE BU NEDENLE DE İNSANLARIN EMİN OLACAKLARI BİR TEK MAKAM SÖZ KONUSUDUR. YÜCE ALLAH.
Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz, umuyorum verdiğim bu bilgiler ( bu bilgiler, Mürşidimizin bizlere açıklamaları ve Kur’an ayetlerinin mealdir ) sizler için bir fayda yaratacaktır.
Bütün insanlık âleminin “YÜCE ALLAH’IN DAVETİNİ İDRAK ETMELERİNİ VE YÜCE ALLAH’A YÖNELMEYİ, ULAŞMAYI DİLEMEYİ” dileyerek konumuzu tamamlıyoruz inş.

Aro. Dualarımızla, İnş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder