4 Ekim 2015 Pazar

4/NİSÂ 49 AYETİ KERİMESİ


Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,
Bugün sizlerle NİSÂ SURESİNİN 49 uncu ayeti kerimesini paylaşmak istiyorum.
4/NİSÂ-49: E lem tere ilellezîne yuzekkûne enfusehum belillâhu yuzekkî men yeşâu ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
Kendi nefslerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil). Ancak Allah, dilediği kişinin nefsini tezkiye eder. Ve onlar, hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar (bile) zulüm olunmazlar.
Sevgili Dostlar, Yüce Allah yarattığı bu varlığın ( insanın ) tek başına nefsini tezkiye ve tasfiye yapamayacağını bildiği için, KÂLÛ BELÂ günü bu yüzden hepimizden misak, ahd ve yemin almıştır.
Bu yeminlerin anlamı ise şudur. YÜCE ALLAH “ Nefsinizi tezkiye ve tasfiye edecek olan siz değilsiniz. Nefsinizi tezkiye ve tasfiye edecek olan Benim, bunu unutmayın” demek istemiştir.
İnsanın yeryüzündeki yaşamı başladığı zaman, YÜCE ALLAH katından hidayetçiler ve elçiler sürekli olarak gelmişler ve bize HİDAYETİ TEBLİĞ ETMİŞLERDİR. Bu tebliğ bütün insanlara bütün zaman dilimlerinde yapılmıştır.
Daha açık bir ifade ile NEFS-İ EMMARE standartlarında yaşamını sürdürenler, dünya hayatı ile mutmain oldukları ve şeytanın telkinlerinden kendisini kurtaramadığı için ŞEYTANLA BİRLİKTE GİDECEKLERİ YER CEHENNEMDİR. Bu sebeple de dünya hayatlarını yaşarken hep mutsuz ve huzursuz bir yaşam süreceklerdir.
Huzur ve mutluluğu arayan insanların amacı YÜCE ALLAH’IN GÖNDERDİĞİ KUR’AN-I KERİM’İ hayatlarına tatbik etmek ve yaşamaktır.
Yüce Allah her devirde her kavimde kavim resulleri görevli kıldığını ve mürşidler görevlendirdiğini söylemektedir. Kavim resulü hayatını kaybettiğinde o kavimde görevli olan mürşidlerden biri kavim resulü olarak görevlendirilir. Yaşanılan devirde asaleten YÜCE ALLAH’IN BİR NEBİSİ GÖREVLİ DEĞİL İSE ( PEYGAMBER ) KAVİM RESULLERİ İÇERSİNDEN BİR TANESİ VEKALETEN İMAMLIK GÖREVİNE TAYİN EDİLİR. İŞTE BU VEKİL İNSANLARI İRŞAD İLE GÖREVLİDİR. KAVİM RESULLERİ VE MÜRŞİDLER HİDAYETE VESİLE OLANLARI TEŞKİL EDER. HİDAYETE ERDİREN VEKİL İMAMDIR.
Bu devirde de DEVRİN İMAMI VARDIR. BÜTÜN İNSANLARI YÜCE ALLAH’A DAVET ETMEKTEDİR VE YÜCE ALLAH YOLUNDA NASIL TEKÂMÜL EDİLECEĞİNİ BÜTÜN ÇIPLAKLIĞI İLE ANLATMAKTA, KUR’AN-I KERİMİN NASIL YAŞANMASI GEREKTİĞİNİN DE ÖRNEĞİNİ GÖSTERMEKTEDİR.
Sevgili Peygamberimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurmaktadır. “şüphesiz ki YÜCE ALLAH NİMETİNİ SİZİN ÜZERİNİZDE GÖRMEK İSTİYOR” DEMEKTEDİR.
İŞTE YÜCE ALLAH’IN NİMETİNİ ÜZERİMİZDE GÖREBİLMESİ İÇİN İNSANIN HÜR İRADESİ İLE KARAR VERMESİ GEREKMEKTEDİR. İNSANIN YÜCE ALLAH’A YÖNELMESİ, KULU OLMAYI, ULAŞMAYI DİLEMESİ VE BUNU DA KALBİ BİR DİLEK İLE GERÇEKLEŞTİRMESİ GEREKLİDİR.
İŞTE O ZAMAN YÜCE ALLAH’A ULAŞMAYI, YÖNELMEYİ, KULU OLMAYI DİLEYEN KİŞİYİ YÜCE ALLAH TESLİM ALACAK VE O İNSANI YÜCE ALLAH’IN SIRATI MUSTAKİMİNDE YÜRÜMESİNE ( İLERLEMESİNE ) VESİLE OLACAK MÜRŞİDİNE ULAŞTIRACAKTIR. İŞTE MÜRŞİD ÖNÜNDE TEVBE EDİLDİĞİ ANDAN TEVBE ALAN İNSANIN BAŞININ ÜZERİNDE YÜCE ALLAH’IN NİMETİ OLUŞUR. BU HUSUS AŞAĞIDAKİ AYETİ KERİMELERDE AÇIKLANMIŞTIR.
3/ÂLİ İMRÂN-164: Le kad mennallâhu alel mu’minîne iz bease fîhim resûlen min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî ve yuzekkîhim ve yuallimuhumul kitâbe vel hikmeh(hikmete), ve in kânû min kablu le fî dalâlin mubîn(mubînin).
ANDOLSUN Kİ ALLAH, MÜ'MİNLERİN (başlarının) ÜZERİNE (devrin imamının ruhu) BİR Nİ'MET OLMAK ÜZERE (onların aralarında, kendi kavminin içinde) KENDİLERİNDEN BİR RESÛL BEAS EDER. Onlara O'nun (Allah'ın) âyetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder ve onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel (Allah’a ulaşmayı dilemeden evvel) onlar gerçekten açık bir dalâlet içinde idiler.
26/ŞUARÂ-215: Vahfıd cenâhake li menittebeake minel mu’minîn(mu’minîne).
Ve mü'minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger.
Yüce Allah bu görevi verdiği varlığın bir RUH OLDUĞUNU İSE AŞAĞIDAKİ AYETİ KERİMEDE VERMEKTEDİR.
40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
DERECELERİ YÜKSELTEN VE ARŞIN SAHİBİ OLAN ALLAH, KULLARINDAN (Kendisine ulaştırmayı) DİLEDİĞİ KİŞİNİN (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) ÜZERİNE (başının üzerine) ALLAH'A ULAŞMA GÜNÜNÜN GELDİĞİNİ (o kişinin ruhuna) İHTAR ETMEK İÇİN, EMRİNDEN (Allah'ın emrini tebliğ edecek) BİR RUH (devrin imamının ruhunu) ULAŞTIRIR.
İşte YÜCE ALLAH’IN BİR RUH OLARAK GÖNDERDİĞİ BİR RESUL SÖZ KONUSUDUR. RUH YALNIZCA İNSANDA OLAN BİR ÖZELLİK OLDUĞU VE YAŞAYAN İNSANA AİT BİR ÖZELLİK OLDUĞU DA HEPİMİZİN BİLDİĞİ BİR HUSUSTUR. İNSANIN BAŞININ ÜZERİNE BİR NİMET OLARAK GÖNDERİLEN RUH, YAŞANILAN DEVİRDE NEBİ SÖZ KONUSU İSE O NEBİNİN ÇOĞALAN ( BU GÖREVİ YERİNE GETİREBİLMESİ İÇİN YÜCE ALLAH’IN TAHSİS ETTİĞİ BİR ÖZELLİK. BU ÖZELLİK O ANDA YERYÜZÜNDE YAŞAYAN BÜTÜN İNSANLARI KAPSAYACAK KADAR ÇOK SAYIDA OLUŞMAYA OLANAK SAĞLAYAN BİR ÖZELLİKTİR.)ŞAYET NEBİ YOK İSE BU GÖREVİ VEKALETEN YÜRÜTEN İMAMAMIN RUHU SULTANİYESİDİR.
İŞTE BU ANDAN İTİBAREN KİŞİ ARTIK AKLI İLE DEĞİL, O DEVRİN ASALETEN VEYA VEKALETEN İMAMI OLAN İMAMIN EMRİNE İTAAT ETMEKTİR. DEVRİN İMAMLARININ YASAK ETTİKLERİNE VE HELAL KILDIKLARINA RİAYET ETMEK DE İNSANLARIN GÖREVİDİR.
Şimdi ayeti kerimeye dönelim.
YÜCE ALLAH SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE DİYOR Kİ “ NEFSİNİ TESKİYE ETTİKLERİNİ SÖYLEYENLERİ GÖRMEDİN Mİ? “ HAYIR KELİMESİ İSE BUNUN BÖYLE OLMADIĞINI İFADE EDEN BİR ANLAM İFADE ETMEKTEDİR.
BU DEVİRDE BİLE BELKİ NEFSİNİ TEZKİYE ETTİĞİNİ SÖYLEYEN İNSANLARLA KARŞILAŞMANIZ MÜMKÜN. YÜCE ALLAH DOSTU OLDUKLARINI SÖYLEYEN İNSANLARI GÖRMENİZ MÜMKÜN. BİR YIĞIN ÜNVANIN DA SAHİPLERİ OLABİLİRLER. ANCAK BUNUN YOLUNUN YÜCE ALLAH’IN ÇİZDİĞİ ŞEKLİ İLE OLMASI GEREKLİ OLDUĞUNU, ÇÜNKÜ NEFSİN NE TEZKİYESİNİN NE DE TASFİYESİNİN İNSANIN TEK BAŞINA GERÇEKLEŞTİRECEĞİ BİR OLAY OLMADIĞINI, YÜCE ALLAH NEFSLERİNİ TEZKİYE ETTİĞİ KULLARINA İSE EN KÜÇÜK BİR ŞEKİLDE ZULÜM OLUNMAYACAĞINI AÇIKLIYOR.
SEVGİLİ DOSTLAR, NEFSİNİ TEZKİYE ETMEYEN, BUNUN NASIL OLABİLECEĞİNİ TAHARRİ ETMEYEN, YÜCE ALLAH’A ULAŞMAYI, KULU VE YÖNELME DİLEĞİNİ İLETMEYEN HİÇ KİMSE NEFS-İ EMMARE STANDARTLARINI GEÇEMEZ. EMREDEN NEFS İSE ŞEYTANA YÖNELİKTİR. DAİMA DÜNYA HAYATINA TAMAK ETMEKTEDİR. DOĞDUĞU ANDA İNSANLAR HANİF FITRATI İLE YARATILIRLAR AMA HANİF DEĞİLDİRLER. HANİF OLMAK YÖNÜNDE ATILACAK İLK ADIM YÜCE ALLAH’A YÖNELME TALEBİNİN KALBİ OLARAK BİLDİRİLMESİDİR. BU KURTULUŞU BERABERİNDE GETİRİR. ANCAK BEN NASILSA KURTULDUM, ARTIK BANA BİRŞEY OLMAZ. NE MÜRŞİD NE DE MAKAM İSTEMİYORUM DİYE DÜŞÜNECEK OLURSANIZ ÇOK YANILIRSINIZ. ÇÜNKÜ DİLEĞİNİZİN KALBİ OLMADIĞI GERÇEĞİ ORTAYA ÇIKAR. ZATEN YÜCE ALLAH’A BUNU BÖYLE GÖRDÜĞÜ İÇİN ÜZERİNİZDE HİÇBİR DEĞİŞİKLİĞE DE GİTMEZ. DİLEĞİNİZ KALBİ İSE BİR SÜRE SONRA MUTLAKA MÜRŞİD İHTİYACI DUYACAKSINIZ. ÇÜNKÜ ÖĞRENMEK İSTEDİĞİNİZ KONULARI SİZE MÜRŞİDNİZDEN BAŞKA HİÇ KİMSE SİZİN ANLAYACAĞINIZ ŞEKLİ İLE ANLATAMAZ.
BU SAYFALARDA YAKLAŞIK 1 YILDIR YAZIYORUM. BİRKAÇ SORU DIŞINDA SORU SORANLAR DAHİ OLUŞMADI. OYSA MUTLAKA ÖĞRENMEK İHTİYACI OLAN ÇOK KONU OLMASI GEREKLİDİR. BİZ SADECE BİR AYNA GÖREVİ YAPIYORUZ. ASLA ÇOK BİLEN DE DEĞİLİM. MUHTEMELEN BİLGİ DÜZEYİM EN ALT SEVİYELERDEDİR. YAŞLANMAYA BAĞLI OLARAK KOLAY UNUTUYORUM, ZOR EZBERLYORUM. ÖĞRENDİKLERİMİ KULLANMAZSAM KISA SÜRE SONRA DA UNUTUYORUM.
BÜTÜN BU BİLGİLERE GENÇLİĞİMDE ULAŞMAYI BAŞARABİLMEYİ NE KADAR ARZU EDERDİM, TAHMİN BİLE EDEMEZSİNİZ.
SEVGİLİ DOSTLAR, KIYAMET SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZ ZAMANINDA DA YAKINDI, ŞİMDİ ÇOK DAHA YAKIN. YÜCE ALLAH ZAMANI KONUSUNDA BİRŞEY SÖYLEMEMİŞ. HEPİMİZ ADIM ADIM YAKLAŞIYORUZ. ANCAK ŞUNU UNUTMAYIN KENDİ ÖLÜMÜMÜZ BİZİM İÇİN BİR KIYAMETTİR. ÖDÜLÜ VEYA CEZASI ERTELENMİŞ OLAN BİR KIYAMET. ANCAK KABİRDE İYİ YAPTIKLARIMIZIN KARŞILIĞINI SEVİNÇ OLARAK, KÖTÜ YAPTIKLARIMIZIN KARŞILIĞINI DA AZAP OLARAK MUTLAKA GÖRECEĞİZ.
GELİN YOL YAKINKEN AZAP ÜZERİMİZE GELMEDEN ÖNCE KURTULUŞA YELKEN AÇALIM. ÇOK ZOR BİR OLAY DEĞİL. ŞAHİT OLARAK DA SADECE ALLAH YETER. BAŞKALARININ BİLMESİNE DE GEREK YOK.. KUR’AN-I KERİM DE HER KONU ÇOK AYRINTILI OLARAK VAR. Özellikle elinizdeki meal ile yazdıklarımızı karşılaştırdığınızda veya meal verenleri okuduğunuzda sorularınız olacaktır. Ben ve kardeşlerim yakınınızdayız. Mutlaka cevap veririz. Yeter ki aydınlanma ihtiyacı oluşsun.
YÜCE ALLAH SİZLERİ SEVİYOR VE ZATINA DAVET EDİYOR. Selam yurdu sizleri bekliyor. ULAŞMANIZ DİLEK VE DUALARIMIZLA,
ARO.




3 Ekim 2015 Cumartesi

95 TÎN SURESİ 4 - 5 - 6 NCI AYETLER

Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,
Bugün benim hem okuması, hem de anlatması çok hoşuma giden bir ayeti kerimeler dizisini sizlerle paylaşmak istiyorum. 95/TÎN 4-5-6 ncı ayeti kerimeleri.
95/TÎN-4: Lekad halaknel insâne fî ahseni takvîm(takvîmin).
Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık.
95/TÎN-5: Summe redednâhu esfele sâfilîn(sâfilîne).
Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).
95/TÎN-6: İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti fe lehum ecrun gayru memnûn(memnûnin).
Âmenû olanlar (Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye edici amel) işleyenler hariç. İşte onlar için kesintisiz ecir (mükâfat) vardır.
Ahsen “en güzel olan” anlamına gelen bir kelimedir. Öyle ise insanın yaradılışına bakmak gerekir. İnsan ana rahminde bulunduğu zaman, veya Hz. Adem babamız emaneti üstlenmeden önce hayatta olan bir varlık. Emaneti YÜCE ALLAH  teklif etmiş  ve Hz. Adem babamız da kabul etmiş.  İşte ayeti kerime,
33/AHZÂB-72: İnnâ aradnel emânete ales semâvâti vel ardı vel cibâli fe ebeyne en yahmilnehâ ve eşfakne minhâ ve hamelehal insân(insânu), innehu kâne zalûmen cehûlâ(cehûlen).
Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. MUHAKKAK Kİ O (NEFS), ÇOK ZALİMDİR, ÇOK CAHİLDİR.
Yani emanet Fizik beden ve Nefs birlikteliği ile kabul edilmiş. Çünkü ZALİM VE CAHİL OLAN NEFSDİR. ANCAK NEFS ENGÜZELE ULAŞACAK ÖZELLİKLERE SAHİP OLACAK ŞEKLİ İLE YARATILMIŞTIR. KÖTÜDEN EN GÜZELE ULAŞACAK ( AHSEN OLACAK ) ÖZELLİKLERİN SAHİBİDİR.
Bu durumda insana düşen görev, sahip olduğu ve kendisinde rehin olan NEFSİNİ NASIL EN GÜZELE ULAŞTIRACAĞINI, TAHARRİ ETMEK, ARAMAK DURUMUNDADIR. BİR YAZIMDA DAHA BAHSETMİŞTİM, İNSANIN ANINDA CEZADAN KURTULMASINA NEDEN OLAN OLAY, HZ. ADEM BABAMIZIN ANAMIZ İLE BİRLİKTE YAPTIKLARI DUADIR. İŞTE YAPTIKLARI DUAYA AİT AYETİ KERİME.
7/A'RÂF-23: Kâlâ rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tagfirlenâ ve terhamnâ le nekûnenne minel hâsirîn(hâsirîne).
İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik, şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”
İŞTE ŞARTA BAĞLI AF BURADA OLUŞUYOR. NEDEN ŞARTA BAĞLI OLDUĞUNU İSE ŞU AYETİ KERMEDE GÖRÜYORUZ.
20/TÂHÂ-123: Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
(Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.”
DEMEK Kİ YÜCE ALLAH’IN HİDAYETİ GELECEK, “ KİM HİDAYETİME TABİ OLURSA ARTIK O DALÂLETTE KALMAZ VE ŞAKİ OLMAZ” BUYURUYOR YÜCE ALLAH.
TABİYET SÖZ KONUSU OLDUĞUNA GÖRE HİDAYETİME KELİMESİ HİDAYETE ERDİREN KELİMESİ İLE AYNI ANLAMI İÇERMEKTEDİR. TABİ OLUNACAK, BU SEBEPLE YÜCE ALLAH’IN AYETLERİNDEN GAFİL OLMAYACAK, DALALETTEN KURTULACAK DEMEKTİR.
Öyle ise nefsin nasıl Ahsen olabileceği KUR’AN-I KERİM’DE MUTLAKA OLMASI GEREKİR.
 24/NÛR-21: Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettebiû hutuvâtiş şeytân(şeytâni), ve men yettebi’ hutuvâtiş şeytâni fe innehu ye’muru bil fahşâi vel munker(munkeri) ve lev lâ fadlullâhi aleykum ve rahmetuhu mâ zekâ minkum min ehadin ebeden ve lâkinnallâhe yuzekkî men yeşâu, vallâhu semî’un alîm(alîmun).
Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah'ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah'ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem'î'dir (en iyi işitendir) Alîm'dir (en iyi bilendir).
MUHAKKAK Kİ BUNDAN HEMEN ŞU SONUCA VARACAKSINIZ, DAHA DOĞRUSU VARMALISINIZ. “ YÜCE ALLAH’IN RAHMETİ VE FAZLI SİZİN ÜZERİNNİZE  OLMASAYDI, İÇİNİZDEN HİÇBİRİ EBEDİYEN NEFSİNİ TEZKİYE EDEMEZDİ” dediğine göre YÜCE ALLAH YÜCE ALLAH’IN RAHMETİ VE FAZLNA NASIL KAVUŞULUR? SORUSUNA ULAŞACAKSINIZ. İŞTE CEVABI, YÜCE ALLAH’I DİLEYEN BİR KİŞİNİN,
1-      Yüce Allah kalbine ulaşır ( nefsinin )
64/TEGÂBUN-11: Mâ esâbe min musîbetin illâ bi iznillâh(bi iznillâhi), ve men yu'min billâhi yehdi kalbeh(kalbehu), vallâhu bikulli şey'in alîm(alîmun).
Allah'ın izni olmadıkça bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allah'a îmân ederse (âmenû olursa), (Allah) onun kalbine ulaşır. Ve Allah, her şeyi en iyi bilendir.
2-      Yüce Allah kişinin nefsinin kalbini kendisine döndürür.
50/KAF-33: Men haşiyer rahmâne bil gaybi ve câe bi kalbin munîbin.
Gaybda Rahmân'a huşu duyanlar ve münib (Allah'a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah'ın huzuruna) gelenler (için).
3-      Yüce Allah kişinin göğsünden nefsinin kalbine giden bir NUR YOLU AÇAR.
6/EN'ÂM-125: Fe men yuridillâhu en yehdiyehu yeşrah sadrehu lil islâm(islâmi), ve men yurid en yudıllehu yec’al sadrehu dayyikan haracen, ke ennemâ yassa’adu fîs semâi, kezâlike yec’alûllâhur ricse alâllezîne lâ yu’minûn(yu’minûne).
ÖYLEYSE ALLAH KİMİ KENDİSİNE ULAŞTIRMAYI DİLERSE ONUN GÖĞSÜNÜ YARAR VE (ALLAH'A) TESLİME (İSLÂM'A) AÇAR. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü'min olmayanların üzerine azap verir.
4-      Kişinin yaptığı zikirle, Yüce Allah’ın RAHMET NURU kalbine girmeye başlar.
39/ZUMER-22: E fe men şerehallâhu sadrehu lil islâmi fe huve alâ nûrin min rabbih(rabbihi), fe veylun lil kâsiyeti kulûbuhum min zikrillâh(zikrillâhi), ulâike fî dalâlin mubîn(mubînin).
Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah'a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah'ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler.
Bu ayeti kerimede bahsi geçen nur rahmet nurudur. İşte bu rahmet nurları insanın nefsinin kalbine ancak % 2 oranında sızabilirler. Bu nurlar kişiyi HUŞU SAHİBİ KILAR. HUŞUSAHİBİ OLAN BİR İNSAN YENİ BİR HAKKIN SAHİBİ OLUR. SIRATI MUSTAKİM ÜZERİNDE YÜRÜMESİNE VESİLE OLACAK İSTİANEYİ İSTEME HAKKININ SAHİBİ OLUR. İSTİANEYİ İSTEMEK İÇİN KİŞİ HACET NAMAZI KILAR. MÜRŞİDE ULAŞMANIN YOLU BUDUR. ÇÜNKÜ SEBİLLERİN TAYİNİ YÜCE ALLAH’IN ÜZERİNEDİR.
MÜRŞİD ÖĞRENİLİR VE GİDİLEREK TABİ OLUNUR. İŞTE NEFS TEZKİYESİ DE BU ANDAN İTİBAREN BAŞLAR. İNSAN YÖNELDİĞİ, YÜCE ALLAH’I DİLEDİĞİ ANDA KURTULUR. ANCAK NEFSİNİN KALBİ % 100 AFETLERLE DOLUDUR. MÜRŞİDİNİ İSTEDİĞİ ANDA İSE NEFSİNİN KALBİ %2 NURLANMIŞTIR. TEVBE ALDIĞI ANDA İSE YENİ BİR TAKVANIN SAHİBİ OLUR. ÇÜNKÜ BU TEVBE KİŞİNİN KALBİNE İMAN YAZILMASINI SAĞLAR. GERÇEK ANLAMDA İSLAM OLUNAN NOKTA İSE BURASIDIR. ( MÜCADELE SURESİ 22 NCİ AYETİ KERİME )
DERECAT SİSTEMİ DEĞİŞECEK VE KİŞİ NEFS TEZKİYESİNE BAŞLAYACAKTIR. AHSEN OLMAYA ATILAN ADIM İSE BURADA BAŞLAR.
NEFSİN TEZKİYESİ BİTTİĞİ NOKTADA VELAYET MAKAMLARI BAŞLAR VE VELAYET MAKAMLARININ 5 NCİSİ OLAN ULUL ELBAB OLUNAN NOKTAYA KADAR NEFSİN TASFİYESİ DEVAM EDER. BU NEFSİN YÜCE ALLAH’A AHSEN OLARAK TESLİM EDİLDİĞİ NOKTADIR. ( 3 NCÜ TESLİM )
NEFSİN TEZKİYESİNİN TAMAMLANDIĞI NOKTA İSE KİŞİNİN EVVAP OLDUĞU, RUHUNU YÜCE ALLAH’A TESLİM ETTİĞİ NOKTADIR. BU FİZİKİ BİR TESLİMDİR. 1 NCİ TESLİM.
DAHA SONRA NEFS TESLİMİ İLE RUH TESLİMİ ARASINDA İSE FİZİK BEDEN TESLİMİ SÖZ KONUSUDUR. FİZİK BEDEN DE AHSEN KILINARAK TESLİM EDİLİR. BU İSE 2 NCİ TESLİMİ OLUŞTURUR.
NEFSİMİZ, BİR REHİNEDİR. İNSANIN KURTULUŞU İSE NEFSİNİN KURTULUŞUNA BAĞLIDIR. 7 AŞAMADA EN AHSEN OLANA ULAŞACAKTIR. HZ. ADEM BABAMIZDAN GENLERİNDE BULUNAN İTAATSIZLIKTAN KURTULMASINI TIPKI RUH HÜVVİYETİ NE ULAŞMASINI YÜCE ALLAH ÜZERİMİZE FARZ KILMIŞTIR.
Tin Suresinin 6 ncı ayeti kerimesi Vel Asr süresinin ilk iki istisnasını içermekte fazlası ile benzer. Bu ayeti kerime YÜCE ALLAH’I DİLEMEYİ, YÖNELMEYİ VE TEVBE ALIP AMELÜS SALİHAT ( NEFSİ TESKİYE EDİCİ AMEL İŞLEMEYİ ) İÇERİR. BU ANLAMDA BAKTIĞIMIZDA İSE RUHUN TESLİMİNE KADAR OLAN BÖLÜMÜ KAPSAR.
ANCAK AHSENİ TAKVİM KAVRAMI İLE BAKILDIĞINDA İSE HİKMETİ KAPSADIĞI DA GÖRÜLECEKTİR. YANİ AHSENİ TAKVİM ( NEFS AÇISINDAN ) İSLAM DİNİN 3 TESLİMİNİ KAPSAR.
Konuyu inş. Eksik kalmayacak şekli ile tamamladığımızı düşünüyorum. Bütün insanlık aleminin Yüce Allah’ın biz insanlara emanet kıldığı dinimizi eksiksiz yaşamalarını dileyerek sözlerimi burada sonlandırıyoz inş. ARO.








9 TEVBE 126 AYETİ KERİMESİ VE AÇIKLAMASI


Sevgili Dostlar ve Değerli Ziyaretçilerimiz,
Bugün sizlerle TEVBE SURESİ 126 NCI AYETİ KERİMEYİ konuşmak ve anlatmak istiyorum. Mümkün olduğu kadar Mürşidimin anlatımlarını ilave ederek, KUR’AN AYETLERİ ışığında açıklamak istiyorum.
Ayetler ile ilgili açıklamalara nefsimden bir şeyler ilave etmekten de özellikle kaçınıyorum. Çünkü nefsimden ilave edeceklerim büyük olasılıkla zanna dayanacaktır. Dolayısı ile çok büyük hatalara da neden olabilir.
Yüce Allah, insanları senede iki kere ağır musibetlerle imtihan eder. Yüce Allah’ın muradı, o kişiyi sıkıntıya sokmak, huzursuz ve mutsuz etmek değildir. Tam aksine, Yüce Allah kulunu çok sevmektedir. Bu kulunun Nefs-i Emmare de olması sebebi ile huzursuz ve mutsuz olduğunu bilmektedir.
Yüce Allah, bu sebeple kulunu huzura ve mutluluğa ulaştırmak istemektedir. Bu sebepler olayların oluşmasına ( imtihana yönelik ) zemin hazırlamakta ve vücuda gelmesine de izin vermektedir.
Sebep?
Sebebi, “ acaba bu kulun olaylardan dersler çıkararak, gerekli dersleri alarak Benim üzerlerine farz kıldığım “ulaş “ “ dön”  gibi açık emirlerimi hatırlayarak, Bana dönmek, ulaşmak dileğinin oluşması gerçekleşir mi? Diye.
Neden? Çünkü Yüce Allah’ın bir sözü ve garantisi söz konusu. Bu garanti nerede nasıl verilmiş, Kur’an-ı Kerim ayetlerinden görelim.
42/ŞÛRÂ-13: Şerea lekum mined dîni mâ vassâ bihî nûhan vellezî evhaynâ ileyke ve mâ vassaynâ bihî ibrâhîme ve mûsâ ve îsâ, en ekîmûd dîne ve lâ teteferrekû fîh(fîhi), kebure alel muşrikîne mâ ted’ûhum ileyh(ileyhi), allâhu yectebî ileyhi men yeşâu ve yehdî ileyhi men yunîb(yunîbu).
(Allah) dînde, onunla Hz. Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm'e, Hz. Musa'ya ve Hz. İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. SENİN ONLARI, KENDİSİNE ÇAĞIRDIĞIN ŞEY (ALLAH'A ULAŞMAYI DİLEME) MÜŞRİKLERE ZOR GELDİ. ALLAH, DİLEDİĞİNİ KENDİSİNE SEÇER VE O'NA YÖNELENİ, KENDİSİNE ULAŞTIRIR (RUHUNU HAYATTA İKEN KENDİSİNE ULAŞTIRIR).
SEVGİLİ PEYGAMBERİMİZE TABİ OLMAYANLARA ZOR GELEN ŞEY NEDİR? DİYE DÜŞÜNDÜĞÜMÜZDE “ULAŞ “ EMRİNE İTİAT ETMEK VE BU SEBEPLE DE YÜCE ALLAH’IN DAVETİNİ KABUL ETMEK İNSANLARA ZOR GELDİ.
YÜCE ALLAH KİMLERİ DİLER? SORUSUNUN CEVABI İSE GAYET BASİT.  YÜCE ALLAH’IN DAVETİNE İCABETE ENGEL OLANLAR, YANİ HİDAYETİ GİZLEYEN VE ÖRTENLER HARİÇ, HERKESİ SEÇER.
İŞTE BU SEÇİLEN İNSANLARDAN BİR BÖLÜMÜ BU DAVETİ İDRAK EDER VE YÜCE ALLAH’IN “ DÖN “ “ ULAŞ “ “ YÖNEL “ GİBİ AÇIK EMİRLERİNİ KABUL EDER. İŞTE YÜCE ALLAH’IN KENDİSİNE ULAŞTIRDIĞI KULLARI, YÜCE ALLAH’TAN, YÜCE ALLAH’I DİLEYEN, KAVUŞMAYI DİLEYEN KULLARIDIR.
YÜCE ALLAH’IN VERDİĞİ GARANTİ, KULUNUN RUHU KENDİSİNE ULAŞIP İFNA OLDUĞU, VELAYET MAKAMLARININ BAŞLADIĞI NOKTAYA KADARDIR. BU NOKTA 3 NCÜ CENNET KATINI İHATA EDER.
İşte kişi YÜCE ALLAH’I dilediği noktada, YÜCE ALLAH’TAN FURKANLAR ALACAKTIR. ALDIĞI BU FURKANLAR KİŞİNİN O GÜNE KADAR İŞLEDİĞİ BÜTÜN GÜNAHLARININ TOPLAMI KADAR HASENE KAZANMASINA NEDEN OLUR. BU GÜNAHLARIN ÖRTÜLMESİ OLAYIDIR. İŞTE KİŞİ KALBİNDE İMAN YAZMADIĞI HALDE, BU NOKTADA CENNET EHLİ OLACAK VE 1 NCİ KAT CENNETİN VARİSLERİ ARASINDA YER ALACAKTIR. BURASI BAŞLANGIÇ TAKVASI VEYA AMENÜLER TAKVASININ OLUŞTUĞU YERİ İHATA EDER.
YÜCE ALLAH BU KULUNU TESLİM ALMIŞTIR. ARTIK ULAŞMASINA VESİLE OLACAK İSTİANEYİ İSTEME HAKKININ DA İNSAN SAHİBİ OLACAKTIR. KISA BİR SÜRE SONRA HUŞU SAHİBİ OLACAK VE YÜCE ALLAH’TAN MÜRŞİDİNİ TAHARRİ EDECEKTİR. MÜRŞİD SIRATI MUSTAKİM ÜZERİNDE DAHA ÖNCE YÜRÜYEN VE BÜTÜN TESLİMLERİ GERÇEKLEŞTİREN VE YÜCE ALLAH’IN İRŞADA MEMUR KILDIĞI İNSANDIR.
KİŞİ MÜRŞİDİNİ YÜCE ALLAH’TAN ÖĞRENDİKTEN SONRA DOĞAL OLARAK MÜRŞİDİNE ULAŞACAK VE TABİ OLACAKTIR. TABİYET OLAYI BİR TEVBE OLAYIDIR. TEVBE OLAYI AYNI ZAMANDA ŞEFAAT VE MAĞFİRET OLAYININ GERÇEKLEŞTİĞİ ANI İFADE EDER. İŞTE AYETİ KERİME,
4/NİSÂ-64: Ve mâ erselnâ min resûlin illâ li yutâa bi iznillâh(iznillâhi), ve lev ennehum iz zalemû enfusehum câûke festagferûllâhe vestagfere lehumur resûlu le vecedûllâhe tevvâben rahîmâ(rahîmen).
Ve Biz, (hiç) bir resûlü, Allah'ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik. VE ONLAR NEFSLERİNE ZULMETTİKLERİ ZAMAN, EĞER SANA GELSELERDİ, BÖYLECE ALLAH'TAN MAĞFİRET DİLESELERDİ VE RESÛL DE ONLAR İÇİN MAĞFİRET DİLESEYDİ, MUTLAKA ALLAH'I, (İKİ TARAFIN DA) TÖVBELERİNİ (ONLARIN TÖVBESİNİ VE RESÛL'ÜN MAĞFİRET TALEBİNİ) KABUL EDEN VE RAHMET EDİCİ OLARAK BULURLARDI.
İŞTE ŞEFAAT VE MAĞFİRET OLAYI, GÜNAHLARIN SEVABA ÇEVRİLMESİ OLAYI BURADA GERÇEKLEŞMİŞ OLUR.
BURASI İNSANIN TEVBE İLE BİRLİKTE NEFS TEZKİYESİNİN BAŞLADIĞI, İNSAN RUHUNUN SIRATO MUSTAKİME ULAŞTIĞI VE ALDIĞI BU TEVBE SEBEBİ İLE 2 NCİ KAT CENNETİN VARİSLERİ ARASINDA YER ALMAYA BAŞLADIĞI NOKTADIR.
BURDA İNSANIN SAHİP OLDUĞU 1 E 10 OLAN DERECAT SİSTEMİNİN DE DEĞİŞTİĞİ NOKTAYI TEŞKİL EDER. YANİ HER NEFS KADEMESİNDE 1 E 100 BAŞLAYARAK 1 E 700 E KADAR DERECAT SİSTEMİ DEĞİŞİR. BU KONUDA AYETİ KERİME VARMI? SORUSUNUN İSE YANITI AŞAĞIDADIR.
40/MU'MİN-15: Refîud derecâti zul arş(arşi), yulkır rûha min emrihî alâ men yeşâu min ıbâdihî li yunzire yevmet telâk(telâkı).
Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah'a ulaşmayı dilediği için Allah'ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah'a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah'ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır.
Bu ayeti kerime hem derecelerin yükseldiğinin,  ruhun fizik bedenden ayrılarak sıratı müstakime ulaşarak YÜCE ALLAH’A ULAŞMAK ÜZERE YOLA ÇIKMA GÜNÜN GELDİĞİNİN, HEM DE İNSANIN BİR BAŞKA RUH İLE DESTEKLENDİĞİNİN AÇIKLANDIĞI AYETİ KERİMEDİR.
BURADA DİKKAT ETMEMİZ GERKEN HUSUS İSE, KİŞİNİN BAŞININ ÜZERİNE YÜCE ALLAH’IN EMRİNDEN BİR RUH ULAŞTIRMASIDIR. ŞİMDİ YAZDIKLARIMI İSE DİKKATLE OKUYUN. İNSANIN DIŞINDA HİÇBİR VARLIKTA RUH YOKTUR. ÖYLE İSE BU RUH BİR İNSANA AİT RUHTUR VE BU RUH, İNSANIN YÜCE ALLAH’A ULAŞTIRMAK ÜZERE YOLA ÇIKAN RUHUNA AİT GÖREVİ ÜSTLENECEK VE İNSANI KORUYACAKTIR.
KÂİNATTA HUZURLU VE MUTLU OLAN İNSANLAR, RUHLARINI YAŞARKEN YÜCE ALLAH’A ULAŞTIRMAK KONUSUNDA DİLEK SAHİBİ OLAN, YÜCE ALLAH’IN KENDİSİNE GÖSTERDİĞİ MÜRŞİDNE ULAŞARAK TABİ OLAN, YÜCE ALLAH’IN YASAK ETTİĞİ FİİLLERDEN SAKINAN VE YÜCE ALLAH’IN KENDİSİNDEN İSTEDİĞİ BÜTÜN EMİRLERE İTAAT EDEN İNSANDIR.
DİĞER BÜTÜN İNSANLAR HUZUR VE MUTLULUKTAN PAY SAHİBİ OLMAYANLARDIR. BU İNSANLAR, YÜCE ALLAH’IN AYETLERİNDEN VE BU SEBEPLE DE SÖZLERİNDEN GAFİL OLANLARDIR.
Ayeti kerimede geçen tevbe günahların mağfiret edilmesine vesile olan tevbedir.
25/FURKÂN-70: İllâ men tâbe ve âmene ve amile amelen sâlihan fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât(hasenâtin), ve kânallâhu gafûren rahîmâ(rahîmen).
Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü'min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o takdirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur'dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm'dir (rahmet nuru gönderendir).

25/FURKÂN-71: Ve men tâbe ve amile sâlihan fe innehu yetûbu ilallâhi metâbâ(metâben).
Ve kim (mürşidi önünde) tövbe eder ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, o taktirde muhakkak ki o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah'a ulaşır (hayattayken ruhu Allah'a ulaşır).
BURADA YPILAN TEVBENİN KABUL EDİLME GARANTİSİNİ DE GÖRÜYORSUNUZ.
ÖYLE İSE, BU İMTİHANIN NASIL OLACAĞINA DAİR BİLGİ MUHAKKAK Kİ KUR’AN-I KERİMDE OLMASI GEREKİR. İŞTE İLGİLİ AYETİ KERİMELER.
2/BAKARA-155: Ve le nebluvennekum bi şey’in minel havfi vel cûi ve naksın minel emvâli vel enfusi ves semerât(semerâti), ve beşşiris sâbirîn(sâbirîne).
Ve sizi mutlaka korku ve açlıktan ve mal, can ve ürün eksikliğinden imtihan ederiz. Ve sabredenleri müjdele.
2/BAKARA-156: Ellezîne izâ esâbethum musîbetun, kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn(râciûne).
Onlar ki, kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O'na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O'na döneceğiz (ulaşacağız).” derler.
2/BAKARA-157: Ulâike aleyhim salâvâtun min rabbihim ve rahmetun ve ulâike humul muhtedûn(muhtedûne).
İşte onlar (dünya hayatında Allah'a mutlaka döneceklerinden emin olanlar) ki Rab'lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, onlar hidayete ermiş olanlardır.

ŞİMDİ FURKAN 70 AYETİ KERİMESİNE DÖNEREK ŞUNLARI SÖYLEMEK İSTİYORUM.
Ayeti Kerimede bahsedilen “mümin olursa” ifadesi  insanın Yüce Allah’a olan imanının daha üst bir boyuta taşındığının kanıtıdır. Burası kişinin HAKKA AMENÛ OLDUĞU NOKTAYI İFADE EDER. MÜRŞİD ÖNÜNDE YAPILAN BU TEVBEDEN SONRA NEFSİ İSLAH EDİCİ AMEL (ZİKİR ) SÖZ KONUSU OLACAKTIR.
BU TEVBENİN NETİCESİNDE KİŞİ ZİKİR YAPACAK, YANİ NEFSİ ISLÂH EDİCİ AMELLERDE BULUNACAKTIR. Bu sebeple hem tevbeleri kabul edilmiş bir şekilde ruh YÜCE ALLAH’A DÖNECEKTİR.

Bu âyet-i kerimedeki "yetûbune" kelimesi, sadece günahların affını dileme istikametindeki bir tövbeyi ifade etmemektedir. "Yetûbu" kelimesinde Allah'a dönmezler, yani ruhlarını Allah'a ulaştırmak istemezler, tövbe etmemenin ötesinde "Allah'a yönelmezler." ifadesi de mevcuttur. Bu âyetteki muhteva, günah işleyip de Allah'tan günahların affı tarzında basit bir tövbe değildir. Onun çok daha ötesidir. Bu münafıkları sahâbeden ayıran gerçek vasıftır.

Allahû Tealâ, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e tâbî oluşu gerektiren gerçek anlamda bir tövbeden bahsediyor. Bütün münafıklar tövbe etmiş görünüyorlar. Bütün sahâbe gibi onlar da Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in önünde tövbe etmişler, ama ne yazık ki; etmiş göründükleri gerçek değil sahte bir tövbedir ve ruhları da tabiatıyla Allahû Tealâ'ya doğru yola çıkmaz. "Yetûbu" olmazlar.
Öyleyse tövbe etmek, tâbî olmak ve neticede Allah'a yönelmek.
İŞTE DAHA ÖNCE BAHSETTİĞİ ŞURA 13 AYETİ KERİMESİNDE BAHSEDİLEN MÜŞRÜKLERİN TEVBE ETMİŞ OLMALARINA RAĞMEN KALPLERİNDE GERÇEK ANLAMDA YÜCE ALLAH’A ULAŞMA TALEP VE İSTEĞİ SÖZ KONUSU DEĞİLDİR.
Tevbe Suresinin 126. âyet-i kerimesindeki "musîbetlerle" imtihan edildiklerinde insanlar: "Biz muhakkak ki; Allah için yaratıldık, ruhumuzu mutlaka ölmeden evvel Allah'a ulaştıracağız." derlerse onlar, "yetûbu" olacak olan kişilerdir.
Sahâbe, Allah'a ulaşmayı dilemişler, öyle tövbe etmişler, yetûbu olmuşlar, ruhları Allah'a doğru yola çıkmış, hepsinin ruhu Allah'a ulaşmıştır. Ama diğerleri, böyle bir tövbeyi gerçekleştirmemişlerdir.
ÖYLEYSE BÖYLE BİR DİZAYNDA, TEVBE SURESİNİN 126. ÂYET-İ KERİMESİ, HEM FURKAN-70 VE 71 İLE, HEM BAKARA 156 VE 157 İLE İLLİYET RABITASI İÇİNDEDİR.
SEVGİLİ DOSTLAR VE DEĞERLİ ZİYATEÇİLERİMİZ, TEVBE SURESİ 126 NCI AYETİ KERİME BİZ İNSANLARA NEDEN İMTİHANA TABİ TUTULDUĞUNU, NEDEN TEVBE ALMASI GEREKTİĞİNİ VE BU TEVBENİN NE KADAR DÜRÜST BİR ŞEKLİ İLE YAPILMASI GEREKTİĞİNİN ÇOK AÇIK ANLATIMIDIR. TABİ İLLİYET RABITASI OLAN YAETLERİN DE İFADESİ İLE.
İŞTE İNSAN RUHUNU YÜCE ALLAH’A ULAŞTIRINCAYA KADAR BELKİ DE HAYATININ EWN GÜZEL 7-8-9 AYLIK BİR ZAMAN DİLİMİNİ YAŞAYACAKTIR. RUHUN YÜCE ALLAH’A ULAŞMASNIN HEMEN SONRASINDA İSE KORUMA KALKANI KALKACAK, YANİ GARANTİ BİTECEKTİR. HER AN TEHLİKEYE DÜŞMEMEK İÇİN ÖDEVLERİNİ İNSANIN EKSİKSİZ YERİNE GETİRMESİ ŞARTTIR. İLERİ GEDEBİLMEK İÇİN İSE ZİKRİNİ ARTTIRMASI VE KESİN BİR İMAN İLE ÖNCE FİZİK VÜCUDUNU AHSEN KILARAK YÜCE ALLAH’A TESLİM EDEBİLECEĞİNİN İNANCINA SAHİP OLMASI VE YÜCE ALLAH’I KENDİSİNE VEKİL TAYİN ETMESİ GEREKİR.
SONRA AYNI OLAY NEFSİ İÇİN DE GEÇERLİDİR. EN ZOR OLAN TESLİM FİZİK BEDEN TESLİMİDİR. ÇÜNKÜ AKLIN NEFSİN TALEPLERİNE YÖNELİK OLMASI, FİZİK BEDENİN DE DÜNYA NİMETLERİNİ ARZULUYOR OLMASI SEBEBİ İLE 18 SAATLIK BİR ZİKİR SEVİYESİNE HERGÜN İTİBARI İLE ULAŞMAK ZOR BİR OLGUDUR. HEM ÇEVRENİZDEKİ İNSANLARA MUTLU OLMA İMKÂNI TANIYACAK, ONLARI KIRMAYACAK, GÜCENDİRMEYECEK, HEM DE 18 SAAT DEVAML YÜCE ALLAH İLE BİRLİKTE OLACAKSINIZ.
BENİM İDRAK EDEBİLDİĞİM KADARI İLE NEFS İLE FİZİK BEDENİN KUMANDALARINI AYIRABİLMEDEN BUNU BAŞARMAK İMKÂNSIZDIR. YANİ DÜNYA İŞLERİNİ YAPACAK, KONUŞACAK, SOHBET EDİYOR OLACAKSINIZ ANCAK, NEFSİNİZİN KALBİ DEVAMLI ALLAH, ALLAH, ALLAH DİYEBİLECEK. HİÇBİR ŞEY YÜCE ALLAH’IN YARDIMINA ULAŞMADAN GERÇEKLEŞMEZ. BUNUN OLUŞMASI İSE TEVEKKÜL VE BU TALEBİN KALBİ OLARAK YÜCE ALLAH TARAFINDAN ( NEFSİNİZİN ) KALPTE GÖRÜLMESİNE BAĞLIDIR.
SEVGİLİ DOSTLAR KONUMUZ BURADA TAMAMLANIYOR. UMUYORUM Kİ EKSİK KALAN BİR KONU KALMAMIŞTIR. ŞAYET KONU HAKKINDA SORULARINIZ OLUR İSE BEKLEDİĞİMİ BİLMELİSİNİZ.
YÜCE ALLAH’IN HUZURUNDA BU BİLGİLERİ BİZLERE AKTARAN VE BİZLERİ KUR’AN İLMİ İLE İLİMLENDİREN SEVGİLİ MÜRŞİDİMİZE DE TEŞEKKÜR ETMEYİ BİR BORÇ BİLİYORUM.
BÜTÜN İNSANLIK ÂLEMİNİN YÜCE ALLAH’A KUL OLMAYI VE O’NA YÖNELEREK DİLEMELERİNİ DİLEYEREK SÖZLERİMİ NOKTALIYORUM.

ARO. İNŞ.